Duyuru
Herenk

GCEYE DÜŞ DÜŞÜRMEK

Mustafa Işık

Mustafa Işık

Mustafa IŞIK. 1977 Ağrı-Diyadin’de doğdu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde mezun oldu. İlk şiiri, Ihlamur adlı dergide yayımlandı. Beştaş ve Lalezar adlı dergilerin editörlüğünü yaptı. Şiir ve yazıları sırasıyla: alternatif, Artos Şiir Tepeleri, Ay Karanlık, Bir Nokta, Biyani, Dil ve Edebiyat, Esinti, Gençliğin Sesi, Hayal Bilgisi, Hazan, Ihlamur, İncir çekirdeği, Kırağı, Tamara, Tahrir, Telmih, Temmuz, Yabancı, Yom Sanat, , Yolcu ve Zerdali dergisinde yayımlandı. Ayrıca edebiyat haberleri, DergiZan gibi e-dergilerde de yazı ve şiirleri yayımlandı. Prestij Haber Gazetesi’nin şiir yarışmasında birincilik, Yörem Sanat Merkezi şiir yarışmasında birincilik ve Anadolu Gençlik Derneği şiir yarışmasında üçüncülük ödülünü aldı. Öğretmen olan Işık, evlidir ve iki çocuk babasıdır. ‘’Süveyla’’ adlı bir şiir kitabı vardır.

Geceye Düşen Düş

 

  • bunca zeman lebün içün saçun karanusındayam                                                                                   ab-ı hayat kandadur sorayım andan öleyim
  •  

 

(Dün gice düşde ben seni benüm ile görür idüm                                                                                                            Bu düşümün ta’birini yorayım andan öleyim)

-Kadı Burhaneddin

 

Kalın bir perdenin ardında bakarsan geceye, yaşama dair bir düş düşüremezsin talih yaprağına. Çünkü yıldızları saymak için önce göğe bakmayı bilmeli insan; âşık dilli olmak için de bir derdi olmalı, yüreğini kasıp kavuran.

Gönlü şiire kaymalı insanın, kuş beslemeli satırlar arasında. Ömrü sükûtu kadar uzun bir şaire dost kılmalı omzunu. Nereye gittiğini bilmeden düştüğü sokaklarda hayra yormalı her duyduğunu. Annelerin desenli sandıkları gibi aranılan ne varsa orada bulunabilmeli geceden ve düşten yana.

‘Beni hep gitmeler alıyor’ sözü gün olur da bir asa gibi tutar elimizden her yerin bir yerde olduğu vakitlerde birbirine dolanır adımlarımız ve gecenin düşüne düşen en güzel rüya kalın bir perdenin ardına saklanır. Yüzüm yüzünüze çokça akraba… gölgelerimiz kaçışırken birbirine basar çoğu defa.

Mekânları bilmesek de, yolların başında bekleyenimiz olmasa da ince bir hilalle gelir durur gece her zamanki yerine, aralanır perdenin en kalın yanı. Nice düşler dökülür üstümüze, saçımızın her teli ıpıslak. Yalnızlığın yakıştığı kurt gibi….

İşte o zaman akşamdan kalma bir rüzgâr, dillerde eksik şarkıya eşlik, gelir dolanır tenimize. Sokağın ağır aksak lambası camlarımıza ne de yakışır o vakit. Köşelerde, yağmak için gözlerinden öpmek isteyen tarifsiz bir yağmur durur.

Günden kalma onca temenni gelip de yüzünün en güzel yerine ben diye toplanır. Sarmaşıklar işgale kalkar pencerelerin dört yanını.

Kerpiç evlerde saklı serin uykulara baha biçmeye kalkma sakın. Damımızı yıldız tarlası yaptık çünkü serinlik gözlerinden dökülen nemdir bize hediye.

  • geceye düşen düşün ince perdesiyim, kırk yerinden sar beni yüreğine..

 

Araf’a hapsetmeseydiniz gidişlerimi, yarısı yutulmuş suçlu bir nefes değildim ki ben. Bilirdim şeytan dört duvarda dört gözle gülümserdi Bersisa’ ya, hani beni de bu gülüşten paysız bırakmadın, bilesin. Hiçbir zaman olmayacak bir kuş gelip damımıza konardı o vakit.

Ayaklanırdı yıldızlar bir bir. Duvardaki kitabı üç kere alnıma götürürdüm. Ellerim sayısız yaraya sızı, dilimde dua hiçbir zaman eksilmezdi. Gözlerin yüzümdeki perdeye inat yüzgörümlüğü diye Belkıs tahtı isterdi. Bu gurbetlik hevesinden kurtuluşumun tek yol gecenin düşüne düşüşümdür. O düş ki bir çift kanat, alıp beni zamansız götürecek, çok istediğim o bilinmeyenler ülkesine.

Yaşanmış, yaşaması muhtemel veya hiç yaşamayacak onca hikâyeye kahraman olmaya ne koçlar kurban ederdim, ah zalim!

Ama şimdilerdeki bu durgunluk her vakit ki âdeti, yedi katmanlı kocaman göğün. Aşkı bir serçenin kanadına yükleyip sekizinci cennetin hatırası diye dağ ardına. Yolların kesiştiği kavşağa varmaya yetmezdi takatim. Sana karşılık gelen basamak, bana adadığın adak..

Gökten koç mu bekleyeyim… nasıl çıkayım selamete. Bir damla yağmur da değilim, dudağım toprağa öpmeye de uzanamayacak. Oy, seni sevmezliğime, oyy!

Önce sevilen sonra kesilen kurban gibiyim. Geceye düşen düşü hayra yormaya hakkım yok. Toprak dama çıkan yıldızlar, geçmişin cezvesinde pişmeye yüzü olmayan dileklerim… Dilek demişken, çaput bile kabule yanaşmaz artık onları.

Ne zaman gönlümü sararmış bir dalın yüzüne benzetirsem, üstüme yıkılmaya kalkar mahallemizin sağlı sollu parkeden evleri. Bir şair çıkmalı da beni bu geceden kurtarmalı ya da bir deli. Bilirim, ancak ölümün nefesiyle ısınacak yüreğim. Haydi, size gidelim. Tozları silelim, şirazelerini dikelim adı aşk nüshasının, henüz yakmadan Hülagu Han. Gecenin düşüne en güzel notları düşelim.

Denizin dağ kokan dudağını dudağım bildiğimden beri gecenin umuduna sözlendim. En darmadağın tomarları okumaya diz çöktüm. Ondandır ağır aksak kelimelerim.

Yoksa kelimelerim mi kurşundan askerler.. Masal cini mi sızdırdı sırrı, uykulu bir anda gecenin en güzel düşüne düşmüşken. Her masal bir ölümdür ve artık tüm rüyalar Çin masalıdır. Kaftanı giymeye mecalsiz parmaklar, takılıp kalıyor gözlerimin ucuna. Tuşba’nın geceleri de hüzünlendirmiyor eskisi gibi, daha çok üşüyorum. Yoksa sen mi açık bıraktın dünyanın kapısını?

Haydi, size gidelim gecenin düşüne düş katmaya. Kalemlerimiz dururken, şiirlerimizi kurşunlara dizdirmeyelim. Tik taklar dizelim boğazımıza, elleri kınalı gelinlerin nakışlı sandığından aşırma. Yüreğimizi dama serip çıkalım göğün son kertesine, düşlerimizi hara yoralım.

  • haydi, size gidelim. çabuk büyüyelim ama /  çok geç ölelim.

MUSTAFA  IŞIK

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
GCEYE DÜŞ DÜŞÜRMEK - 18 Ağustos 2018
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ