Herenk

Noktadan Genişleyen Sonsuz Daire…

Noktadan Genişleyen Sonsuz Daire…
Reklam

Noktadan Genişleyen Sonsuz Daire…

İlk yazımız başlangıç ve bitişin karar mercii olan nokta üzerine…

Nokta her ne kadar cümleyi bitirense de aslında aynı zamanda başlatıcı olma özelliğine sahiptir. Çünkü nokta beraberinde yeni bir cümleyi başlatır…Öyleyse bu yönüyle nokta, başlangıç ve bitişin kendisinde toplanmış formu olmaktadır…Peki sonra ? Bu nokta eğer genişlerse daireye dönüşür , hatta sonsuz dairelere dönüşür…Bu sonsuz daireler birbirinden farklı özellikler taşır.. Ancak bu özellikler de aynı zamanda o  noktanın birer parçası olur…

Nokta, daireye dairenin kendisinden daha yakındır… Çünkü dairenin varlığı noktanın varlığı sayesindedir…Ancak daire noktadan uzaktır…Nokta genişleyerek yayıldığı için daire ondan uzak düşmüş bulunmaktadır..İşte geometrideki nokta-daire ilişkisi anlaşılınca ”…Ve biz ona şah damarından daha yakınız.”( Kaf,16) ayetinin inceliği ve anlamı anlaşılmış olur.. Evet biz Allah’a dairenin noktaya uzaklığı gibi uzağız.. Ancak o bize bizden bile daha yakındır.. Öyleyse Allahın bize olan yakınlığını idrak etmedikçe uzaklık yakınlığa dönüşmez… Ne kadar şaşılacak bir şeydir ki tüm zıtlıklar birbirini tamamlamakta , büyük resmin parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.Belki bunun içindir ki bazı mutasavvıflar (tasavvuf büyükleri) ”Rabbimi zıtlıklarla tanıdım” diyerek Allah’ın yaratma san’atındaki bu zıt durumlara dikkat çekmişlerdir…Öyleyse yakınlık kavramını anlamlı kılan uzak kavramının varlığıdır.. Uzaklık olmasaydı, yakınlık olmayacak ve anlaşılmayacaktı… Allah’ı tanımak ve bilmek onun san’atındaki bu zıtlıkları idrak etmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır… İşte bu noktada ” Nefsini (kendini) bilen Rabbini bilir” hadisi şerifi gelir, bize yol gösterir..Çünkü insanoğlu da kendi iç dünyasında iyiliği ve kötülüğü birlikte taşır…Zaman gelir iyilik kişi de egemen olur , vakit olur kötülük onda yer eder.. Bu döngü ömür boyu sürer birbirini takip eder…Bu mücadelenin sonucu da kişinin ahiretteki konumunu belirler..

İnsan aynı zamanda öfke-sükunet, neşe-hüzün gibi pek çok birbirine zıtlıkların hakimiyeti altındadır..Öyleyse Allah’ın yaratma san’atı tam anlamıyla insan üzerinde tamam olmuş ve insan eşrefi mahlukat (yaratılmışların en şereflisi)  yapmış. Yarattığında kemal (zirve,en olgun) düzeyde yaratan bir Şah’ın Şaheseri olmuştur. Artık o, bu vasfıyla yeryüzünde halife olmaya layık olmuş :  ” Ve sizi yeryüzünde halifeler yapan… ” (En’am, 165) hitabı insanoğlu üzerinde sabit olmuştur..Vahyin muhattabı olarak evrendeki varlıkların odak noktası olmuştur…  Bu sebeptendir ki yaradan ”De ki: “Yeryüzünde dolaşın; Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün…” (Ankebut,20) buyurarak insanı yaradılışın hikmet ve incelikleri hakkında düşünmeye ve anlamaya davet etmiştir.. Öyleyse insanın Rabbini tanımaya varan serüveni de kendi iç dünyasında olmaktadır. Çünkü dışarıdaki her arayış, her bakış yani tüm delil ve ipuçları aslında gelip insanda düğümlenecek.. Ve insan da kendini bildiğinde Rabbini tanıyacaktır..

İşte Noktadan genişleyip de uzak düşen o daireler .. tekrar asli kaynağa dönecek ve nokta içinde bilinmezlik deryasına karışacaktır.. Derya, içinde deryayı barındırır… Nokta da içinde sonsuz daireleri barındırır…

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Mehmet Niyazi Kuzu dedi ki:

    Eline sağlık güzel kardeşim,güzel bir başlangıç olmuş,Allah bizleri kendisine yakin eylesin

  2. Ahmet Bıyık dedi ki:

    Merhabalar,
    Yazınızı çok yüzeysel buldum.Kurduğunuz mantıklar açıkçası hiç kafaya yatmıyor.Mesela nokta bitiricidir sadece,asla bir şeyi başlatmaz.Noktadan sonra bir cümle gelmek zorunda değildir çünkü.

    Sonra bir de noktanın genişleyip dairelere dönüşmesi olayı var.Noktalar genişleyerek daireyi oluşturmazlar,noktalar bir araya gelerek daireleri oluşturur.Yani noktalar aslında oluşturduğu dairenin birer parçasıdır.

    Bildiğinizi düşünerek söylüyorum bütün daireler benzerdir,yani sadece yarıçap uzunlukları aynı değildir.Bu da onları farklı kılmaz.Sadece biri diğerinden daha büyüktür o kadar.

    Bu mantık hatalarıyla dolu tezinizi getirip bir de tanrı-insan ilişkisiyle bağdaştırmanız yazınızı tam bir fiyaskoya çevirmiş,kusura bakmayın.

  3. Yusuf Özırk dedi ki:

    Ahmet Bey merhabalar , yazının içeriği salt rasyonel temel üzerine kurulmuş değildir..Sadece mantıksal çerçevede yorumlamak sizi bu kanıya vardırmış olabilir, yazının kapsamı tasavvufi yaklaşımları da ihtiva etmektedir. Dolayısıyla buradaki kavramları ilişkilendirmek için tasavvuf metinleriyle de irtibat içerisinde olmanız gerekir. Nokta bitirici olduğu kadar başlatıcı olma özelliğini de taşır.Nokta sadece bitirici değildir, arkasından cümle geldiğinde bir başka yeni cümlenin başlama gerekçesi olur.Aslında başlangıçla bitiş aynıdır , çünkü sona varıldığında bir başka hakikat açısından yine başlangıca dönülmüş olur.Nokta genişlerse daire oluşabileceği gibi , dairede asıl itibariyle sonsuz noktaların bir araya gelmesidir bu yakın ilişki ikisinin de birbirinin bir yönden parçası olduğunu gösterir.Yani nokta genişlemiş ve kendisindeki bu genişlik ile kendindeki özellikleri açığa çıkarmış gibidir.Daire ise kendisini oluşturan noktalar sebebiyle de merkez noktasının parçası gibidir.Geometri bilgisi bu vakıanın bir yönünü gerçeklerken; bizim vurgulamış olduğumuz şey de bir başka sıkı ilişkiyi anlatmaktadır.Elbette ki daireler şekil ve büyüklük itibariyle benzerse de kaynağın her seferindeki genişleme hamlesi sebebiyle aslında farklı bir nitelik kazanmaktadır.Yazı bu gerçeği açıklamaya çalışmaktadır.Yoksa elbette ki basit bir daire bu inceliği anlatmaktan yana acizdir. Sadece konuyu akla ve zihne yaklaştırmak için örnek teşkil etmektedir.Bunların anlaşılması için tasavvuf okumaları yapmak gerekmektedir. Sırf zihni çıkarımlar , sizi mevcut yorumunuza vardırmaktadır. Asıl yüzeysellik yazıya sadece akıl ve mantık çerçevesinde bakmaktan kaynaklanmaktadır.O yüzden bu şekil düşünmeniz de doğaldır. Bunu da ” kafaya yatmıyor” tabiriyle ifade etmişsiniz.Doğrudur çünkü sadece akla hitap eden bir yazı değildir.

    Değerlendirmeniz için teşekkürler…

  4. Ahmet Bıyık dedi ki:

    Tekrardan merhabalar Yusuf bey,

    Yazınız bilim temelli bir edebi metin.Bu tarz metin türlerinin bilim kısmında tartışmaya açık hiçbir kısım olmamalıdır,kabul edilen neyse onu vermeniz gerekmektedir.Çünkü bilim kısmında insanları ikna edemezseniz,üzerine inşaat ettiğiniz ebedi kısım da çürük bir temel üzerine kurulmuş olur.Yani etkileyebileceğiniz okur sayısı olması gerekenden daha az ve profili matematik bilmeyen kimselerden meydana gelir.Bu yüzdendir ki metnin bilimsel kısmında asla ve asla yanlışlıklar olmamalıdır.Yazınızın tasavvufi kısmını beğendiğimi söyleyebilirim.Sevgilerle

BİR YORUM YAZ