Oğlu Böyleyse… \ Gürgün Karaman
Oğlu Böyleyse…
Köyde, bire bin katmakta ondan daha maharetli kimse yoktu. Köy meydanında, kahvede, cami duvarının dibinde herkes onun etrafına toplanır, o da anlatırdı. Anlattıklarını öyle abartırdı ki dinleyenlerin ağzı açık kalırdı. Kimi kahkahalarla güler, kimi tebessüm eder, kimi de dalga geçerdi. Seveni çoktu. Komşu köyün imamı rahatsızlanmış, köylüler de cuma namazını kılmak için Firas Efendi’nin köyüne gelmişlerdi. Namaz bittikten sonra köylüler, komşu köylüleri ağırlamak için kahveye davet ettiler, biraz da kendi köylerinin kahvesinin tavşankanı çayı ile hava da atmak istemişlerdi, çay ısmarlayıp sohbet etmeye başladılar. Çaylar yudumlanırken Firas Efendi, boğazını temizleyip başladı konuşmaya. Cemaat dikkat kesildi. Anlattıkça anlatıyor, abarttıkça abartıyor, olay ballanıyor da ballanıyordu. Seyirci ve dinleyicileri bu defa daha fazla olunca aşka gelmişti âdeta. “Efenim, bir gün ben diyeyim Kaf Dağı, siz deyiverin Kuf Dağı, bir dağa çıktım ağalar. Şahin, avlıyordum. Pusuya yatıp bekledim. Allah da bu kulunu çok seviyor ya… Aradan on dakika geçmeden bir de ne göreyim! Bir fil büyüklüğünde şahin kuşu, tepeye kondu. Kanatları, ben diyeyim üç metre siz deyin beş metre… Kanatlarının üstüne atladım. Mübarek uçak gibi uçmaya başladı.” Dinleyenler kahkahalarla gülerken, o da bir soluk alıp: “Hasan Efendi, bir bardak çay istedim. Çayı getirmen için sana Merçedes mi getirelim yahu.” Kahkahalar devam ederken o anlattıkça anlatıyordu. “Efenim, geçen sene Angara’ya gittiydim. Başbakanı şöyle bir ziyaret edeyim, dedim. Pek mübarek insanmış. Köyümüze de muhtar olursan tüm sorunlarımız çözülür valla dedim kendisine, o da kabul etti. Gelecek sene bizim köyde mıhtar adayı yapcaz onu. Mıhtar duydun mu?” … Firas Efendi soluklanırken, cemaatten biri araya girip: “Firas Efendi, abartmada senin üstüne adam tanımayız. Ama komşu köylüler, kendi köylerinde senden daha maharetli biri olduğunu söylüyorlar. Ne dersin?” “Bu sanatta, dünyada üstüme yoktur evvel Allah!” “Yok yok, vallahi ciddi ciddi öyle biri varmış.” “Mademki bu kadar eminsiniz, haydi gidip de yarışalım o zaman. Var mısınız?” “Yaşa be Firas Efendi!” Kalkıp komşu köye gittiler. Kapıyı genç biri açtı. “Hayırdır, kimi aradınız?” “Adım Firas, söz sanatlarında üstüme yoktur. Baban evde mi?” “Babam evde değil, ne yapacaksınız?” “Babanla atışma yapmaya geldim. Bak, arkamda kocaman bir cemaat var. Haydi, çağır da gelsin. Atışma yapacağız.” “Firas Efendi babam evde değil.” “Nerde peki, git çağır da gelsin.” “Gidip çağıramam. Çünkü babam Kaf Dağı’na gitti.” “Kaf Dağı mı?” “Evet.” “Hadi oradan! Kaf Dağı’na gitmişmiş…” “Babam Kaf Dağı’na getti diyom Firas Efendi. Neden ısrar ediyorsun?” “Tamam, anladım. Peki, söyle bakalım, baban Kaf Dağı’na neye gitti?” Genç adam kendini şöyle bir toparladı. Cemaati süzerek: “Uzun zamandır yağmur yağmıyor. Duyduğumuza göre Kaf Dağı’nın tepesindeki bulutlar yırtılmış. Bulutlardaki bütün sular oraya boşaldığı için buralara da yağmur yağmıyormuş.” Firas Efendi bir kahkaha attı. Arkasından cemaat gülmeye başladı. Genç adam hiç istifini bozmadan anlatmaya devam etti: “Buralara yağmur yağsın diye babam bulutları, işte o yırtılan bulutlar var ya, dikmeye gitti. Söyle bakalım Firas Efendi, sen bulutları dikebilir misin?” Firas Efendi yanındakilere fısıldayarak: “Hemen geri dönelim. Bu adamın oğlu buysa kim bilir babası nasıldır? Firas Efendi önde, cemaat arkada köye geri döndüler. Firas Efendi, artık o günden sonra hiçbir şey anlatmadı. Bala bal katmadı, çayı da şekersiz içti.
Gürgün Karaman \ Kofi öykü kitabından