ŞAN / A. CAHİT ZARİFOĞLU

ŞAN / A. CAHİT ZARİFOĞLU

Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı

Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara

Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar

REKLAM ALANI

Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları

Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere

Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem

Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın

Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at

Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu
Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak

Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
– Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur

kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen

Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır

Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare

Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim

Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce

Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında

Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır

Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da

Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.