KAİNATIN GÜNEŞİ / MUSTAFA AYYÜREK

KAİNATIN GÜNEŞİ / MUSTAFA AYYÜREK

Saat 00:01; yeryüzü aydınlanmak için saymaya başlıyor. Vakit gece yarısı, biz uyurken saat 00:07 oluyor ve belirginleşeceği zamana, parlayacağı ana doğru ilerliyor aydınlık. 00:25; genç ama emin, 00:40; olgun aynı zamanda kararlı ve dinç. Saniyeler birbirini kovaladı, dakikalar geçti ve saat 01:03 vurdu. Gelecek pırıltılı saatlerin tamamlanmış olma halinin belirginleştiği an ve biz uyumaya devam ederken ‘Kâinatın canlılığı kuşatan ziyası’ vadeliden için herkese göz kırpıp…
***  
Saat ilerledi ve az sonra 03:39 oldu, farkına varılmayacak bir nesne gibi… 
Saat ilerledi, ilerledi, ilerledi. 03:39 değil artık, çoktan geçti… Hakikatin taşıyıcısı gözlerini açtı, tam açtı. Endişeye, kargaşaya, karışıklığa yer vermeyecek şekilde. 
Saat 06:08; güneş sızarak içeriye girdi, göründü ha görünecek. Uyuyamayan adam şimdi derin uykuda ve karışık duygulara sahip. Güneş yeni doğdu ama huzursuz insan anlaşılan o ki günün kalanını uyuyarak geçirecek. Bundan rahatsız, yazık ki umursamıyor. Hakikate yönelme teveccühü yok, gücü var, muhakeme yeteneği yeterli ama kendisine inancı yok. 
Huzursuzluğu onu gündüz uyutacak cinsten, gece uyanık kalacak. Her şeyin öldüğü saatte canlı iken ölmüş gibi olacak.  
Saat 06:10 Öğretmen… Yeni, saf ve temiz fikirlerle vasıta değiştirerek ders vereceği okulun yolunda. Bu dönemin ilk gün heyecanını öğrencileri ile paylaşma telaşında.  
Bir öğrenci tembellik etmiş, uyanmak istemiyor. ‘Hastayım anne, bu gün okula gitmesem?’ Diyor. Annesi kıyamıyor oğluna, odasına dönüyor. Eşinin yanına. Eşi hanımına tüm içtenliği ile ‘Bırak hanım, kendi keşfetmeye koyulsun. Yılların bozgunculuğu onu çok hırpalandı, bırak uyanma vaktini bulsun ve o vakti bulduğunda da hemen uyandır.’ 
*** 
… Ve adam usulca hanımının hazırladığı kahvaltı sofrasına yöneldi. Beraber yiyip içtiler. Adam gerçeğe gitti, hanımı ayet ayet hayatını işlemeye… 
Bir horoz gür çağrısıyla sabahın ilk nurunu müjdeledi. Peşinden kuşlar, en muazzam ötüşleriyle bu müjdenin huzurlu sesine ses verdi. ‘Çoban’ vakur adımlarla ilerledi. Geçen sürelerden bir tık sonra şafak horozu ve ona eşlik eden türlü türlü kuşlar düetleri ile aynı anda insan kulağına engin notalarını serpiştirdi. Yatağının içerisinde bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duran, hakikat saatini fark edemeyişinden uyuyamamış ‘İnsan’ çelişkili. Musikiyi işitmek istemeyen gönlünü yastığının altına saklama telaşında. Ama nafile, hayat kısa kuşlar ötüyor… 
Bir geyik önceki günün yorgunluğunu atmış olmanın içgüdüsüyle, yeşermiş otlaklar arasında bir o yana bir bu yana gidip geliyor, neşesi yerinde ve muazzam bir hakikati yakalamış gibi onurlu. Geceyi dinlenmeden geçiren ‘Çoban,’ sürüsünü kavalının peşine takıp dağ bayır demeden yola koyuluyor. Annesini kaybetmiş bir kuzu ‘me’ sesi ile sürü içerisinde etrafı dolaşıyor, kaybettiği annesini arıyor. Kuzuyu güven içerisinde hissettirecek ‘Çoban,’ kuzuyu annesine kavuşturuyor. Sarılıp koklaşıyorlar. Kuzu mutlu, anne mutlu, ‘Çoban’ geleceğin çığır açacağının farkında. 
Sabahın huzuru sokak aralarına işliyor, bir ışık huzmesi perde ile örtülen pencereden usulca içeri sızıyor, gün ha ağardı ha ağaracak. Fakat ışığa rağmen karanlık hüküm sürmek istiyor. Mücadelesini bu yönde veriyor. Kahrolası ölçüp, biçemiyor. Pençesine aldığı potansiyel ‘Nur’ adaylarını karanlığa gömüyor. Kimisi boğulup gidiyor, kimisi buna zorlanıyor, kimisi kurtuldu ha kurtulacak. Işıkla aydınlanacak gibi kimi karanlık noktalar ve bazıları gerçekten de aydınlanıyor yüzleri ak bir şekilde.
Saat 06:24, karanlık ışıkla savaşıyor ve uzun sürelerdir ilk ciddi mağlubiyetini alıyor. 06:25, karanlık tekrar kazanmayı deniyor. Kazanıyor da ama güç yettiremiyor. 06:27 karanlık debeleniyor ve ilk büyük tokadını yiyor…
Güneş açalı çok oldu, şimdi her taraftan ışık huzmeleri yayılıp karanlığı boğuyor. Horozun sabah ötüşüne vurgun gönüller mest, bir ceylan sekerek her yükseldiği noktayı kendisi ile birlikte yüceltiyor. Bunu evren tüm zerreleri ile hissediyor. 


Şimdilerde karanlık kendisine defalarca tur bindirmiş ışığın önünde görünüyor lakin nafile huzmeler yetişti, yetişecek. Karanlık bir tur farkı daha yiyince bir daha baskın gelmek için çabalayamayacak. Bunu biliyor ve bu yüzden hile üstüne hile yapıyor. Fakat ezelden belli ebet hep ışıklı ve aydınlık olacak.
Belli ki gönüllerde ‘Saat 00:01’i yani yeryüzünü aydınlatan ışığın ilk anını, insanların uykuda iken saat 00:07 oluşunu yani belirginleştiği zamanı, parladığı vakti hissediyor. 00:25’in genç ama emin oluşunu. 00:40’ın olgun aynı zamanda kararlı ve dinç çabasına uyanıyor artık. Saniyeler birbirini kovalarken, dakikalar geçti ve saat 01:03 vurdu. Aslında güneşin hiç batmadığını, gelecek pırıltılı saatlerin tamamlanmış olma halinin belirginleştiği anı ve ‘huzursuzlar’ uyumaya devam ederken ‘Kâinatın canlılığı kuşatan ziyası’ vadeliden için herkese göz kırptığını biliyor.

REKLAM ALANI
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Canan dedi ki:

    Çok güzel ve de anlamlı bir yazı. Tebrik ederim yazarını. Böyle genç yazarlara ihtiyacımız var. Daha fazla görmek isteriz

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.