YANILGI / MUSTAFA AYYÜREK

YANILGI / MUSTAFA AYYÜREK

Dogma: Deney bilgisini, deneye dayanan kanıtları yadsıyarak, kanılarını inanç öğretilerinden çıkaran (düşünme biçimi), şeklinde tanımlanıyor. Yani “dogma”yı kedi zihnim itibariyle bir nevi kalbe doğan bir güneş, doğuş, ışık parıltısı olarak tanımlayabilirim.

 Olumsuzlanan sözcük “dogma” en çok inanç sahibi için kullanılır. İnançlıyı hakir görmek, aşağılamak, bir anlamda deneyle ölçülemeyene inandığı için bilimsellikten uzak görmek, çağdışılık içermek manaları vardır.  Bu sözcük ülkemizde ise müslüman olana yönelik eleştirel bir sertlik içeriyor. Savunma güdüsü harekete geçen inançlı, kelimenin asli unsurunu düşünmeden karşı çıkıp, ”dogmatik” olmadığı savını ileri sürmeye çalışıyor. Çünkü hemen sonrasında bağnazlık ile suçlanma korkusu var. Oysa her zaman zaten bağnaz olarak adlandırıldığı gerçeğini unutuyor gibi. Eleştirilen inançlı“dogma” kelimesinin ne tür bir anlam taşıdığının farkında değildir. “Dogmatiksin,” diye suçlayan da neyi neyle suçladığının net şekilde farkında değildir. Eğer aksi bir durum söz konusu olsa idi bu kelimenin zaten olması gereken bir durumu ifade ettiğinin farkında olurdu.

Dogma: “Doğruluğu sınanmadan kabul edilen öğreti, inanı, inanç” demektir.Aakıl sahibi somut delillerle inancını ortaya koyamıyorsa bu şu demek oluyor; ben doğruluğunu sınayamadığım bu “şey”e inanıyor ve varlığını tüm içtenliğimle kabul ediyorum. Demek ki inançlının dogmatik oluşu yüreğine bunun doğmasından kaynaklanıyor. Yani dogmatizmin yüreğe doğuş halini temsil etmesinden dolayı. 

REKLAM ALANI

Gaybı bilemeyeceğinin, soyutu somuta indirgeyemeyeceğinin, çağın veba gibi yayılan “sınanabilirliğin” ötesine geçmenin doğuşu. Hangi temsiliyet olursa olsun eğer gayesi güdülen “şey” bilimsel verilerle desteklenip, doğruluğu sınanamıyorsa dogmatiktir. Ama her dogmatik inanç bağnazlık değildir. Her ne kadar bağnaz inançlılar varlıklarını korusa da bunu bir genelleme aracı olarak kullanmak tümden yanlış bir çıkarımdır. İnsan dogmatik olduğu kadar bağnaz da olabilir. Şu fark ise bu durumu ters yüz eder; iddia etmiş olduğu gerçekliği uzun uzun düşünüp, gerçek hayatta bunu destekleyecek örnekler bulana bağnaz diyemeyiz. Bunlar ya içinde bir şeyin kıpırdanması ya işaretler yoluyla bir sonuca varması ya da sadece kendi dünyasında yansıması bulunan “şey”ler olabilir. İster buna karşı çıkın, ister savunun bunun antik çağlardan beri bu şekilde süregeldiği aşikardır. Hakiakat her zaman deney ötesidir, sınanamaz ve somut delillerle ortaya dökülemez. Derler ki, herkes hakikati bulabilir ve fakat kimse kimseye hakikati açıklayamaz.

 Bilime, salt bilmeye insan ötesini feda edemeyiz, etmemeliyiz. Eğer Auguste Comte’un söylediği gibi insan da tıpkı doğanın bir parçası gibi teste tabi tutulabilinip, deneye malzeme olsaydı sonuç kabul edilebilir bir veri olabilirdi. Fakat öyle olmadığı kuşkuya yer bırakmayacak kadar nettir. Çünkü her insan kendi şahsına münhasır bir dünyaya sahiptir ve hiçbir zaman tüm insanların bu konuyu (deney) ortak bir sonuçla neticelendirmesi mümkün değildir.

 O zaman inanç sahibi insan bazı konularda dogmatik olduğunu kabul etmeli. Her ne kadar üzerinde yoğun bir baskı hissedecek olsa bile bunu zaten doğruluğunu kendisinin de ispatlayamadığı “şey”in hususiyetlerinden dolayı kabul etmeli ve klasik savunma refleksinden vazgeçip, ifade ettiği şeyi değeri ölçüsünde temsil etmeye gayret etmelidir vesselam.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.