AŞURE GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ VE AŞURE GÜNÜ GERÇEKLEŞEN 7 ÖNEMLİ HADİSE
Rubeyyı’ binti Muavviz’in radıyallahu anh rivayet etdiğine göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ensâr’ın köylerine Aşure günü kuşluk zamanı haber gönderdi ve:
“Her kim sabahleyin iftar ettiyse günün geri kalanını imsak etsin, yani bir şey yemesin, her kim oruca niyyet etti ise orucunu tamamlasın” buyurdu. (Buhârî, Savm, 69)
Rubeyyı radıyallahu anh der ki:
“Biz artık Rasûlullah’ın bu emrinden sonra Aşûre gününün orucunu tutardık ve küçük çocuklarımıza da tuttururduk. Onlarla mescide girerdik ve çocuklarımıza boyalı yünden oyuncak verirdik, bunlardan yemek için ağlayan olursa iftar vakti erişinceye kadar bu oyuncaklarla eğlendirirdik.” (Buhârî, Savm, 47; Müslim, Siyâm, 136)
Bakınız, Zaman-ı Saadette, Sadr-ı İslâm’da Müslüman evlâdlarına namaz ve oruç gibi ibâdetlere tâ küçükten alıştırmaya nasıl dikkat edilmiştir!
Çocukların oruç tutmaları hakkında cumhur ulemaya göre bulûğa ermeyen çocuklara oruç vâcib değildir, müstehabdır demişlerdir. İmam-ı Şâfi’ye göre çocuğun oruç tutmaya kudret-i bedeniyyesi olursa alıştırmak için oruç emir olunur. Yaş haddini de yedi veya on yaş olarak ta’yin etmiştir. İshak’a göre oruç oniki yaşında emrolunur. Ahmed bin Hanbel’e göre ise on yaşında emir olunur.
Evzâî de: “Çocuğun kuvve-i bedeniyyesine zaaf ârız olmaksızın üç gün üst üste oruç tutturulursa müstehab olur.” demiştir.
Buhârî şârihi şöyle der: Ulemaya göre çocukların ibâdete alıştırılmaları için bu, müstahsen addedilmiştir. Ve bunların vesile-i hayr ve bereket olacağını kabul etmişlerdir. Şu kadar ki bu, neşv ü nema çağında olan çocuğun kuvve-i bedeniyyesine zaaf îrâs etmemek şartına bağlıdır. Çünkü sağlam mükellefe bile seferde meşakkatine binaen iftara müsaade edilmiştir. Allah’ın:
“Allah sizin için kolaylık diler, sizin için zorluk dilemez.” (Bakara sûresi, 185) buyurduğu da unutulmamalıdır.
Buhârî’nin İbn-i Abbas’tan radıyallahu anh rivayet ettiğine göre: Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine’yi teşrif buyurdukları vakit yahûdilerin Aşûra günü oruç tuttuklarını gördü ve:
“– Bu ne orucudur?” diye sordu. Onlar da cevaben:
“– Bu gün iyi bir gündür. Bu gün Allah azze ve cell Benî İsrâîl’e düşmanlarından necat verdiği bir gündür; yani Fir’avn’ın şerrinden kurtulduğumuz gündür! dediler. Rasûlullah da:
“– Biz Musa’ya sizden daha yakın bulunuyoruz.” buyurdu, Mekke’deki gibi o gün oruç tuttu ve o gün oruç tutulmasını emir buyurdu.” (Buhârî, Savm, 69)
Aşûre orucu hakkındaki fıkhî hükme gelince: Bu orucun vâcib değil sünnet olduğunda ulemânın ittifakı vardır. Yalnız ibtidâ-i İslâm’daki hüküm hakkında ihtilâf edilmiştir. Bu oruç İmam Ebû Hanîfe’ye göre vâcibdi. İmâm-ı Şafi’den gelen iki rivayetin meşhuruna göre âşura orucu ilk teşrî’ buyurulduğu zamandan berî kat’ıyyen vâcib olmayıp sünnet olarak devam edip gelmiştir. Şu kadar ki müekked bir sünnettir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra âşûra orucu müstehab olmuştur.
Bu günün faziletleri cümlesinden olarak, Allah’ın, Âdem’in aleyhisselâm tevbesini bu günde kabul ettiği ve Âdem’in bu günde ‘Safiyyullah’ olduğu, İdris’in aleyhisselâm yüce bir mekâna bu günde ref olunduğu, Allah’ın Nuh’u aleyhisselâm gemiden bu günde çıkardığı, İbrâhîm’i aleyhisselâm ateşten bu günde kurtardığı, Tevrat’ı Musa’ya aleyhisselâm bu günde indirdiği, Yûsuf’u aleyhisselâm zindandan bu günde kurtardığı, Ya’kub’un aleyhisselâm gözlerinin bu günde iade olunduğu, Eyyûb’un aleyhisselâm bu günde şifâya kavuştuğu, Yûnus’un aleyhisselâm balığın karnından bu günde kurtulduğu, Kızıldeniz’in Benî İsrail’e bu günde yarılıp geçtikleri ve kurtuldukları, Dâvûd’un –aleyhisselâm bu günde mağfiret olunduğu, Süleyman’a aleyhisselâm bu günde mülk ve saltanat verildiği ve Muhammed’in aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm geçmiş ve gelecek günâhlarının bu günde mağfiret olunduğu rivayet olunur. Dünyânın yaratılmaya ilk başlandığı, yeryüzüne yağmurun ilk yağdığı gün Aşûre günüdür, diye de rivayet olunmuştur.
Bu günde eve çeşitli ve bol erzak almak, muhtaçlara tasaddukta, komşu ve akrabaya ikramlarda bulunmak sene boyunca berekete vesile olur. Yine bu günde oruçlu bulunup gecesini de ihya etmenin büyük ecir ve rizây-ı ilâhîye sebeb olacağı ifâde buyurulmuştur.
Yahudilere benzememek için dokuzuncu ve onuncu günlerde yahud onuncu ve onbirinci günlerde beraber oruç tutulması gerektiği İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir.
Er-Ravzu’l-Fâık kitabında şu kıssa anlatılır:
Bir vakit Basra’da servet sahibi bir adam vardı. Her senenin Aşûre gününde müslüman kardeşlerini evine toplar, sabaha kadar Kur’ân okuyarak okutarak geceyi ihya ederler, nerde fakîr ve yoksul, kimsesiz varsa buldurur, hepsine tasaddukta bulunur, dul ve yetimlere ikramda bulunur, elinden gelen hayrı fazlasıyla yapardı. Evinin bitişiğinde bir komşusu bulunuyordu ve komşusunun hem anası, hem de kızı senelerden beri yürüyemez vaziyette idiler. Kız, babasına sordu:
“– Babacığım bu gün nedir? Komşumuz herkesi evine toplayıp bu geceyi Kur’ân ve zikirle ihya ediyor?” Babası:
“– Yavrucuğum, bu gün âşûra günüdür, Allah katında bu günün hürmeti büyüktür, ayrıca çok da fazîletleri vardır” dedi.
Sonra uykuya vardılar. Fakat kız çocuğunun gözüne uyku girmiyordu. Sanki nefesi kesilmiş bir halde huşû ve haşyet ile Kur’ân’ı ve zikrullah’ı dinliyordu. Kur’ân’ın hatim duâsını yaptıkları vakit, yüzünü semâya doğru çevirdi ve Allah’a niyaz ederek:
“– Ey Mevlâm! Bu gecenin senin indindeki hürmeti hakkı için, senin rızânı kazanmak arzusuyla bu gece Kur’ân’ını okumak üzere uyumamış kulların hürmeti için beni şu hâlimden kurtar, kalbimin kırıklığını sar!” dedi. Daha sözünü bitirmemişti, o anda afiyet buldu, bütün ağrı ve sancılarından kurtularak kalkıp doğruldu. Sabahleyin bu hâli görünce şaşıp kalan babası:
“– Kızım bu nasıl oldu?” diye sordu. O da;
“– Babacığım, bu gün ile Allah’a tevessül ettim. O da ânında bana sıhhatimi ihsan etti” dedi.
Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu, Dualar ve Zikirler, Erkam Yayınları
Muharrem ayına “Şehrullah” adı verilir. Bu da, bu ayın kıymetini ifade etmek için “Şehrullah, Allâh’ın ayı” ifade edilir. Bilhassa 10 Muharrem de, aşr/10, Âşûre günü oruç tutmanın en fazîletli olduğu bir gündür.
Resûlullah Efendimiz buyuruyor:
“Ramazan orucu dışında en fazîletli oruç, Allâh’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. (Yine, devamında:) Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır (teheccüd namazıdır).” (Müslim, Sıyâm 202, 203; Nesâî, Kıyâmu’l-leyl, 6)
10 Muharrem (Aşûre) günü, içerisinde büyük tecellîlerin yaşandığı bir gündür:
– Hazret-i Âdemʼin (a.s.) tevbesi bu günde kabul edilmiştir. Demek ki bugün “tevbe-istiğfar” günüdür.
– Hazret-i Nûhʼun (a.s.) tufandan kurtulup, gemisinin selâmete erdiği gündür. Demek ki bugün Nûhʼun (a.s.) 950 sene süren çilelerle dolu tebliğ hayatındaki “sabır ve sebât”ını tefekkür günüdür.
– Hazret-i İbrahimʼin (a.s.) Nemrut’un ateşine atılıp Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla kurtarıldığı gündür. Demek ki bugün Hakkʼa dostluk yolunda karşılaştığımız ilâhî imtihanlardaki hâlimizi muhâsebe etme günüdür.
– Hazret-i Mûsâʼnın(a.s.) Firavun’un zulmünden kurtulduğu gündür.
– Hazret-i Yûsuf’un (a.s.) zindandan kurtulduğu gündür. Demek ki bugün, büyük saâdetlerin, büyük çilelerden sonra geldiğini idrâk etme günüdür.
Hazret-i Eyüpʼün (a.s.) hastalık ve iptilâlardan kurtulduğu gündür. Demek ki bugün, ilâhî imtihan tecellîleri karşısındaki “sabır, rızâ ve şükür” hâlimizi gözden geçirme günüdür.
Ayrıca bugün, İslâm tarihinin gördüğü en acı felâketlerden biri olan, Peygamber Efendimizʼin aziz torunu Hazret-i Hüseyinʼin (r.a.) hunharca katledildiği, İslâmʼın bağrına fitne hançerinin vurulduğu bir gündür.
O menfur cinayete, hangi mezhepten olursa olsun her müslümanın yüreği feryat hâlindedir. Bu hususta ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliğini zedeleyecek tarzda kuru çekişmelere girmek, en başta o azîz şehidlerin mübârek ruhlarını incitecek hareketlerdir. Şunu da unutmamak gerekir ki o tarihte müslümanlar arasında Şialık ve Sünnîlik gibi bir ayrılık yoktu. Dolayısıyla bugün; “Mü’minler ancak kardeştirler!..” (el-Hucurât, 10) hükmü etrafında, bir ve beraber olma günüdür…
RAMAZANʼDAN SONRA TUTULAN EN FAZİLETLİ ORUÇ
Ramazan orucu farz olmadan evvel Muharrem ayının 10’unda (Aşûre günü) oruç tutmak vâcipti. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra bu oruç nafile oldu. Bu itibarla Ramazan’dan sonra en makbul oruç, Muharrem ayının 10’u, yani Aşûre gününde tutulandır. Lâkin bu orucu yahudîler de tutuyordu. Bunun için hadîs-i şerîfte:
“Aşûre orucunu tutun; ancak bir gün önce veya bir gün sonra da tutmak sûretiyle yahudîlere muhâlefet edin!” buyruldu. (Ahmed, I, 241; Bezzâr, no. 1052; Heysemî, III, 188)
Zira gayr-i müslimlere benzememek, İslâm şahsiyet ve vakârını muhâfaza etmenin en mühim şartlarındandır. Bunun için Peygamber Efendimiz ibadetlerde bile gayr-i müslimlere benzemeyi yasaklamıştır. Nitekim namazın her rekâtında okuduğumuz Fâtiha Sûresiʼnin son âyetinde; “غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ” buyrularak, İslâm dışındakilerin yoluna uymaktan îkaz edilmekteyiz.
Yegâne hak dîn olan İslâm mükemmeldir. Hiçbir beşerî sistemle mezcedilmeye yahut muharref dinlerden herhangi bir proteze ihtiyacı yoktur. Bunun için her müslüman, hayatının her safhasında İslâm şahsiyet ve vakârını korumakla mükelleftir.
Kaynak: www.osmannuritopbas.com