Ağa \ Gürgün Karaman
Ağa
Hayvancılık yaparak geçimini sağlar, hayvan alım satım işleriyle uğraşırdı. Sevdiği, güvendiği bir arkadaşıyla bu işi yıllardır ortak olarak yapardı. Birbirlerine “ortak” diye hitap ederlerdi. Nüfus cüzdanındaki kayıtlı ismi “Ağa” idi. İki ortak, köy ve şehir arasında mekik dokuyorlardı. Köylülerden satın aldıkları hayvanları hafta içi her gün güneş doğmadan kamyona yüklerler, şehre götürüp satarlardı. Pazarda hayvanları sattıktan sonra, akşam dolmuşa binip köye gelirlerdi. Çoluk çocuklarının nafakasını bu şekilde kazanırlardı. O gün de üç beş hayvan satın almışlardı. Gece boyunca hayvanların karnını bir güzel doyurdular. Sabah güneşi doğmadan, hayvanları nakliye kamyonuna yükleyip, satmak üzere pazara götürdüler. Akşamüstü olmuş, pazarda hayvanların tamamını satmışlardı. Hayvanların hepsi satılınca, hayvan pazarından çarşıya geldiler. Köy minibüslerinin hareket saati gelmişti. Ağa, ortağına dönerek: “Sen git, dolmuşu biraz beklet. Birkaç şey alıp arkandan hemen geleceğim.” “Geç kalma Ağa, sonra dolmuş gider başka dolmuş da bu saatte kalmaz. Bugün çok geç kaldık.” “Yok yok, arkandan hemen yetişeceğim.” Ortağı, dolmuşların olduğu yere geldiğinde köylerinin bulunduğu bölgeden geçen son bir dolmuş kalmıştı. Dolmuşa binip beklemeye başladı. Dolmuş, beş on dakika içinde ağzına kadar tıka basa doldu. Şoför, direksiyona geçip arabayı çalıştırdı. “Şoför Efendi, biraz bekleyelim. Ağa ,arkadaşım gelecek.” “Ağa” deyince, herkes dikkat kesilmişti bir anda. “Ağa” toplum içinde sözü geçen, varlıklı, güçlü ve kudretli demekti. Yolcular: “Şoför Efendi, bekleyelim Ağa’yı; ayıp olur.” “Tamam, siz kabul ettikten sonra benim açımdan bir sorun yok.” Aradan beş on dakika geçmişti. Ağa, ortalıkta görünmüyordu. Şoför, Ağa’nın ortağına dönerek: “Geç oldu arkadaş, hareket etmemiz lazım!” “Biraz daha bekleyelim Ağa gelmek üzeredir.” Yolculardan bazıları da: “Bekleyelim Şoför Efendi, koskocaman “Ağa”, sonra millet içinde dedikodu olur.” Şoför bir şey demeden önüne döndü. Aradan beş on dakika daha geçti. Şoför arabayı çalıştırdı ve Ağa’nın ortağına dönerek: “Ben yola çıkıyorum arkadaş! Bu kadar beklediğim yeter!” Yolculardan bazıları: “Az biraz daha beklesek…” Araba çalışır vaziyette, şoför tam hareket etmek üzereyken Ağa yetişip kapıyı açtı ve dolmuşa bindi. Üstü başı dağınık, başında eski, kirlenmiş kasketi; bir elinde siyah poşeti, diğer elinde ince kısa bir sopa… Giydiği paltosu epey kirlenmişti. Soğuktan üşümüştü. Sararmış bıyıklarını kırağı tutmuştu. Üstü başı dağınık haliyle arabaya binmişti. Yolcuların şaşkın bakışları altında, ortağı Ağa’ya çıkıştı: “Bu kadar zaman beklettin. Hava da soğuk, millet seni beklemek zorunda mı Ağa Efendi!” “Kusura bakmayın, çocuklara birkaç şey almam lazımdı. Biraz geç kaldım işte.” Şoför çileden çıkmıştı. “Yahu, hani sen ‘Ağa’ gelecek demiştin. Bu mu ‘Ağa!’ “Evet, bu benim ortağım Ağa.” “Hadi canım, yahu bunun neresi ‘Ağa’? “Adı Ağa, vallahi billahi yalan söylemiyorum! Söylesene ortak adını!” “Ne yapayım ortak, adımı mı değiştireyim? Adım ‘Ağa’ işte.” Herkes onu “Ağa” sanmıştı. Şoför ve yolcular gülüşmeye başladılar. Şoför: “Hay Allah iyiliğinizi versin sizin!” deyip gaza hafif hafif basarak köye doğru yola çıktılar. Saçları limon suyu ile yana yapıştırılmış muavin, kolonya dökmeye başlamıştı yolculardan para toplarken. Eee… Dolmuşta ‘Ağa’ vardı.
Gürgün Karaman \ Kofi öykü kitabından