Ben’im Ben/Mimoza Sürgünü/Nazan Bekiroğlu

Ben’im Ben/Mimoza Sürgünü/Nazan Bekiroğlu

Telefonun ucunda bir ses olarak “Ben’im,” desem şimdi sana. İlk anda tanır, sesinden çıkarır mısın Ben’i? Yoksa, “Sen de kimsin,hangi sen?” mi dersin?
“Ben’im,” desem bir daha.
Hani çok eskidendi, fakülteden sıra arkadaşın. Rüzgârı birlikte dinlediğin, yabancı cografyalardan koparak bir araya gelmiş, kız öğrenci yurdu yalnızlığı, iki çocuktan biri. Aynı metinlerin üzerine eğilmiş, Osmanlıca harflerin eğrisini büğrüsünü çözmeye çalıştığın, Türk lehçeleri sözdizimlerinde özne yüklem sırasını karıştırdığın.
Aynı ilk aşklarda farklı yollara ayrıldığın. Sen sebat edip karar tuttururken benim sürekli yol şaşırıp savrulduğum.
Kaybede kaybede sonunda bir sesten ibaret kaldığım.
İşte o sesle seslensem şimdi sana: “Ben’im.”
Hüviyetimi o sesten çıkarabilir, suretimi hatırlayabilir misin?
Senin pâk yüzünün aynı kaldığından eminim ben. Başka türlüsü mümkün değil çünkü. Benimse yüzümü sana göstermeye mecâlim yok. Dokuz yaşındaki bir çocuğun gözleriyle bakıyorum hâlâ hayata. Bir yaş daha ileri geçemedim anlayacağın, bir adım daha atamadım.
Hâlâ cahil cesaretiyle, taşıyamayacağım kadar ağır yükleri sırtlanıp bir tepenin başına tırmanıyorum. Sonra kendimi bütün yükümle birlikte yokuş aşağı bırakıyorum. Kaza belâ, yara bere içinde kalıyorum sonra. Neye el atsam,neye kalkışsam yüzüme gözüme bulaştırıyorum.
Öğreneceğim çok şey kaldı geriye. Sözün özü hâlâ çok eksiğim. Tanırsan, bu yanımdan tanıyacaksın. Bir de, şikayet etmemeyi öğrendim.
Bir çay fincanının dibinde kalan tortu, kullanım dışı kalmış ya da kapsama alanı iyice daralmış bir telefon numarası kadar varım ancak. Şekeri eksik bir Erzurum türküsü, ilk kar’ı eksik bir sevinç kadarım.
Ölenler çekip giderken kalan sağlar arasındayım şimdilik. Gerçi ölüm olmasa da seni hatırlardım. Ama varlıklarının kıymetini bilmediklerimin yokluğunda, boşluklarının muazzam hacmini fark etmişliğime gafletten başka bir ad koymaya çalışıyorum. Bir kelime olarak pişmanlık bile aklamaz bu gecikmişliği. Bir avuntusu, telâfisi tazmini de yok bu işin.
Oysa hayatlarımızdan yüzlerce öğrenci, yüzlerce insan, onlarca dost -tabii eğer şansımız varmıştıysa- geçse bile, sana söylemek istediğim bir şey var. Hayatlarımıza giren onca insanın hiçbirinin göremeyeceği bir şeyi gördük birbirimizde. Gençliğimizi. Hiç kimsenin göremeyeceği bir on sekiz-yirmi yaş yüzü bu.
O yüzden aldığım hatırayla şimdi,bir sesten ibaret kalsam da, “Ben’im,ben” demeye cesaret edebiliyorum.
Ben,ben’im hâlâ. Bütün eksik gediğimle. Düşmüş yanılmışlığımla.
Bakalım tanıyabilecek misin beni?
“Çift Beyaz Güvercin.”
Hatırladın mı?
Sual etme ne olur.
Benim kendime bile vefam yok ki sana vefasızlığımdan sual olunsun.
İki satırı bir araya getirsem üçüncüsünde şaşıyorum.
Yine de kabul et bu kırık nâmeyi. Hitabı Sen, imzası,”Ben’im ben” olsun.
Başlarken’di, bir de biterken olsun.

Nazan Bekiroğlu 

REKLAM ALANI
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.