CEHALET DÖNEMİ DÜNDEN BUGÜNE / Meryem Akkaş
CEHALET DÖNEMİ DÜNDEN BUGüNE
Selamûn aleykum . Allahın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun İnşaallah.
Bugün sizlerle gelin..
Cahiliyet ne demek ,İslamiyet öncesi dönem ve islamiyet yayıldıktan sonra ki dönem , Kainatın sahibi ne diyor. Nev-i Beşer ne yapıyor . Bir hasbihâl edelim.
Öncelikle size şunu belirtmek istiyorum. Başlık kısa ama çok şey anlatacağız. Bugün,burada bahsedeceklerim, sadece cahiliye’ nin tanımını yapmak değil size burada bahsedeceğim şeyler, bir dizi hakikatler varken neden batıl olana koşarız, apaçık deliller varken zihinlerimizi neden kör fasıklar la yorarız bunu sizle tartışmak istedim. Konuyu derinlemesine açtım.
Cahiliyet ne demek: bilindiği üzere cahiliyet,eski islam öncesi döneme denir . İsminin cahiliye olarak anılmasının nedeni ise kendi tabirimce kör zihniyetlerin oluşturduğu ve at gözlüğü, takmışçasına kendi uydurdukları ve hakikat sandıkları ama hakikatte böyle şeylerin olmadığı bir takım zihniyetlerdir. İste bu yüzden ismi cahiliyettir.
Bunlar, Islam yayılmadan önce baş gösterdiler. Sandılar ki biz islama’ da boyun eğdiririz ama gördüler ki, tek hakikatin islam olduğunu amaçlarının boyun eğdirmek değil de , Rahat ve huzurlu bir ortamda, İslam sancağı altında Müslim neferlerini yetiştirmek. Olduğunu gördüler.
İslamiyet yayılmadan önceki dönem ve islamiyet yayıldıktan sonraki dönem :işte bu biraz derin bir konu , Islamiyet öncesi dönem, peygamber efendimiz daha Dünya ya teşrif etmeden önceki dönemdir. Bu dönem de insanların akıl ve gönül dünyalarının hercümerç oluşu ,hep batıl peşinde koşmaları gibi şeyler etkili olmuştur. Öyle kafalar ki onlar, daha kendilerinde Tevhid inanç yokken bile, kendi içlerinde bir peygamber geleceklerine kendilerini inandırmışlar. Ve kendilerince şunu ifade etmişlerdir.
Araplar hep köledir. Onlar arasından peygamber mi gelecek diye alay etmişler. Ama son ilahi peygamberin araplardan geleceğinden, hepsi bir haberler. Öncelikle size islamiyet öncesi Arabistan’ın genel durumundan bahsedeyim. Burada Arabistan’ı bahsetmekte ki amacım islamiyetin buradan zuhur etmesidir. Çok derin bir konudur. Ayrıntıya çok yer vermiştir. ben kendi cümlelerimle anlatmaya çalıştım lakin bilgiler sabittir. Değişmez bende size olduğu gibi aktardım.
Arabistan ‘ ın geniş bir yapısı vardır;
Arabistan ‘ın tarihi ve coğrafi arka planını incelersek. Arabistan Asya,Afrika ve Avrupa kıtalarının kesiştiği bölgede bulunan doğusunda, Basra körfezi ve umman denizi güneyinde Hint okyanusu, batısında ise Kızıl deniz ile sınırlı bir yarımadadır. Arabistan yeryüzü şekilleri, Tarihi ve kültürel dikkate alınarak ,Güney Arabistan, Kuzey Arabistan ve hicaz olmak üzere temel olarak üç bölgeye ayrılır. Hicazda kendi içinde’ de 3’e ayrılır. Mekke , Taif ve yesribdir. Bunları gelin bir araştıralım. Çünkü temeli öğrenmeden yapıyı anlayamayız. İslamiyetin ortaya çıkış zamanına kadar bakalım ne gibi cehalet vardı. Sapkınlıklar nasıl baş gösterdi gelin inceleyelim. Öncelikle;
●1-Güney Arabistan : Tarihin en eski dönemlerinden itibaren bir hayat alanı olan. Güney Arabistan’ da Mainiler hüküm sürmüştür. Bu devlet ticari faaliyetiyle tanınmış hakimiyet alanı da Akdeniz, Kızıldeniz, ve Basra körfezi’ nin kıyılarına kadar uzanmıştır. Mainîlerin ardından burada Me’rib şehri merkezli sebe krallığı kurulmuştur. Bu da M.Ö. 750-115 Yılları arasında hüküm süren bu devlet halefi himyerleri tarafından yıkılmıştır.Sebelilere nazaran savaşçı nitelikleriyle temayüz eden himyerliler. Güney Arabistan’a hakim olduktan sonra komşuları Iranlılar ve habeşliler’ de, mücadeleye girmişlerdir . Başlarında himyer kralı tübba vardır. Bu dönemde Güney Arabistan’da Hristiyanlık yayılmaya başlamış ülkeye gelen tüccarlarla Yahudilik de zemin kazanmıştır. Himyer hanedanın benimsemesine karşıt olarak Bizanslılar ve habeşliler politik ve dini sebeplerle ülkedeki Hristiyanları himaye etmişlerdir. Dolayısıyla himyerliler döneminde Güney Arabistan siyasi hakimiyetin yanı sıra dini mücadeleninde ana merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Bu süreçte yahudiliği kabul eden himyer kralı Zû Nüvâs ülkesindeki Hristiyanları dinden dönmeye zorlamış dinden dönmeyenleri ise “uhdûd” adı verilen ateş dolu çukurlarda yakmıştır. Himyer kralının katliamından kurtulabilenler. Hıristiyanların hamisi durumunda olan Bizans’tan yardım talebinde bulunmuşlardır. İmparator ülkesinin yemene uzaklığından dolayı oraya ulaşmanın mümkün olmayacağından ancak Habeşistan’da hüküm süren Aksum krallığından, Yemen’e müdahale etmesini bildirecekti. Ve bildir di de Eryât isimli komutan, memnuniyetle kabul etti. Ve büyük bir orduyla hareket etti. Ve yemendeki himyerliler devleti tarih sahnesinden silinmiş oldu. Ancak kurtarıcı olarak çağrılan Habeşliler zamanla ülkenin yeni istilacısı haline dönüşmüş. Yemeni merkezlere tayin ettikleri valiler eliyle yönetmeye başlamıştır. Habeşliler işgalin hemen ardından Yemen’i Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri haline getirmek amacıyla San’ a’da Kulleys adı verilen bir kilise inşa etmişlerdir. Zamanın Yemen valisi Ebrehe hem hicaz’ın tamamını siyasi hakimiyetine almak hemde külleyse rakip gördüğü Kâbe’yi tahrip etmek için 570 yılında Mekke ye bir askeri harekat düzenlemiş fakat hedefini gerçekleştiremeden geri dönmüştür.
Ebrehe’ nin ölümünden sonra Habeşistan in yemen üzerindeki etkinliği giderek yavaşlamıştır. Bunu fırsat bilen Himyeriler soyuna mensup Şeye b .Zî Yesen ülkedeki Habeş zulmünü ortadan kaldırmak amacıyla Sâsanilerden yardım talebinde bulunmuştur. Sasani komutanı Kisrâ Hüsrev Nuşîrevân (M.551 -579) meşhur komutanlarından Vahriz idaresinde gönderdiği ordusuyla Habeşlileri Yemenden uzaklaştırıp Seyf ‘i bölgenin idaresine getirmiş . Böylelikle yarımadanın güney topraklarının kontrolü Sasani hükümdarının eline geçmiştir. Yemen de İran hakimiyeti yaklaşık olarak 50 yıl sürmüştür. Bölgede Sâsânîlerin son valisi Bâzân’ın hicretin 7 yılında (M.629) İslamiyet’i kabul etmesiyle ,Güney Arabistan tamamen müslümanların hakimiyetine girmiştir. Yani burada anladığımız üzerine yine hakikatin sahibi Müslümanlar olmuştur.
● 2-Kuzey Arabistan : Arabistan ‘nın kuzeyinde tarihte bilinen eski devlet Filistin ‘ın güneyinde kurulan ve M.Ö IV. İle asır arasında yaşayan ve başkenti Petra olan Nabati krallığıdır .Nâbâtiler hüküm sürdükleri dönem boyunca Roma imparatorluğu ile Hicaz çölü arasında Tampon görevi yapmışlardır. Bu yüzden Romalılar çölden gelebilecek bedevi saldırılarına karşın korunabilmek için mezkur devleti bilinçli bir şekilde desteklemişlerdir. Tabii bu iyi ilişkiler uzun süreli devam etmemiş ve imparator Traianus (M. 98-117) Nâbâtiler devletine son vermiştir.
Nabâti krallığı ‘nın sonlarına doğru Kuzey Arabistan’da M.Ö.1 yy Tedmürlüler (Palmiralılar) devleti kurulmuştur. Bu devlette Nâbâtiler gibi zaman zaman Romalıların hem himayesini kazanmış hemde saldırılarına maruz kalmış tır. Nitekim Temürlülerin akıbetide aynı selefi Nâbatilerden farklı olmamış.Imprator Orelyan ( M.270-275) zamanın da roma orduları Tedmür’ü işgal ederek bu devleti bertaraf etmişlerdir. Ve bu devlete son vermişlerdir. Bölge islam fetihlerine kadar bizans in
hakimiyeti altında kalmıştır. Ve nihayet Hicretin 12 yılında (M 633) Hz Ebu bekir ‘in halifeliği döneminde HALİD B.VELID tarafından fethedilmiştir.
M.S III. YY ‘ın sonuna doğru Tedmür devletinin etkisini kaybetmeye başladığı dönemde kuzey Arabistan’da iki devlet tarih sahnesine çıkmıştır.Bunlar ; Hireliler ve Gassâniler’dir. Gassaniler Roma imparatorluğuna bağlı olarak Suriye de , Hireliler Sasani hükümranlığını tanımak suretiyle Irak topraklarında hüküm sürmüşlerdir.
Gassâniler, M III YY Başlarında Güney Arabistandan Suriye topraklarına göç ederek gassan nehri kıyılarına yurt edinmişlerdir. Ve orada hâmilerin konumunda ki Roma imp etkisiyle Hristiyanlaşmışlardır. Bizans devleti daha önce kurulan Nâbâtiler ve Tedmürlüler de olduğu gibi Ülkenin güney sınırlarını çölde yaşayan bedevilerden ve Sasâni saldırılarından koruyabilmek için bu devletin varlığını desteklemiştir. Hicretin 8.(M.629) Hz peygamberin (S.A.V) Gassanilere gönderdiği elçisi Haris b. Umeyr bölge valisi Şürahbil b. Amr tarafından mutede öldürülünce onlar üzerine sefer düzenlenmiştir. Bundan bir yıl sonra Gassaniler tarafından Medine’ye büyük bir saldırı düzenleneceği bilgisinin alınması üzerine Hz peygamber Tebük seferini gerçekleştirmiştir. Hz Ömer’in halifeliği esnasında, Hicretin onbeşinci yılında meydana gelen yermuk savaşı’nda bu devletin son kralı olan Cebele b.Eyhem, Bizans ordusun da yer alan Hristiyan Arapların komutanı olarak Müslümanlara karşı savaşmıştır.
Kuzey Arabistan’ da kurulan ve müslümanların fethine kadar bölgede varlığını sürdüren bir diğer devlet ise Hirelilerdir. Hireliler, Sasânilere bağlı olarak yaşamışlar. Göçebe Arapların saldırılarına İran sınırını korumuşlardır. Hire devleti meşhur kralları Numan b. Münzir in ölümünden sonra (M.586-613)bağımsızlığını kaybedince doğrudan Medain’ den tayin edilen valiler tarafından idâre edilmeye başlamışlardır. Bu coğrafya (H.12/M.633)yılında Halid b Velid’ın seferleri neticesinde müslümanların hakimiyetine girmiştir.
● 3-HİCAZ: Hicaz Arabistan’ın orta kısmında Kızıl deniz tarafında yer alır. Yarımadanın bu bölümü Kuzey ve Güney Arabistan’ ın aksine Bizans ve Sasâniler gibi güçlü devletlerin işgal , maksatlı saldırılarına maruz kalmamıştır. Arazinin çöl ve dağlık yapısı sebebiyle ekonomik yönden pek fazla gelişmemiş. Bu yüzden. yabancıların dikkatini çekecek bir zenginliği bulunmuyordu.
İslam ‘ın doğduğu asra kadar Hicaz, Arap Yarımadası’nın en bakir ve bağımsız bölgesi olma özelliğini sürdürmüştür. Nesiller boyunca Araplar neseplerini , Geleneklerini ve dillerinin sâfiyetini değişmeden koruyabilmişlerdir. Hicaz ‘ın en önemli şehirleri; Mekke ,Medine ve Taif tir.
☆ MEKKE : Bilindiği üzere kutsal şehir olarak anılır. MEKKE etrafı dağlarla çevrili bir vadide kurulmuş olup Hicaz’ın dini ve ticari merkezidir. Şehri Arap Yarımadası’nın diğer merkezlerinden ayıran ve üstün hale getiren önemli özellik ise yeryüzünün ilk mabedi kabul edilen Kabe’ ‘nin burada bulunmasıdır. Mekke’nin çevresinde yılın belli zamanları gerçekleştirilen Ukaz, Mecenne ,ve ülmecaz gibi panayırlar şehrin ticari ehemmiyetini daha da artırmışlardır.
Mekke kur-an’da ( Ümmü-l kurâ) yani şehirlerin anası olarak geçer . Huzaalılar zamanın da kabile reisi Amr b. Luhay kabeye ilk defa Putların yerleştirilmesi adetini başlatmış bu sebeple Kâbe, kısa sürede putlarla dolmuştur. TEVHID inancını sarsan bu uygulama peygamberimizin Mekke yi fethetmesiyle son bulacak.

☆ TAİF: Tâif ,Sakif kabilesinin yurdudur. Bölge mutedil iklimi sebebiyle Mekkeliler tarafından sayfiye merkezi olarak kullanılmıştır. Sakifliler verimli arazileri sayesinde ıyi bir konumdalar neredeyse Mekkelilerle yarışabilecek konumdalar. Ama onların siyasi gücü hiç bir şekilde MEKKE seviyesine ulaşmamıştır.
☆ YESRİP (MEDINE) : Hicaz ‘ın Mekke’den sonra en önemli ikinci şehri Yesrib’ dir. Hz peygamberin (SAV) hicretinden sonra Medine adını alan Yesrib’ in ilk sakinleri Amalikalılardır.
Evet ,baktığımız da görüyoruz ki şehirlerde ‘ki ekonomik ve siyasal durum böyle. gelin biraz da Arapların, içtimai ve dini durumlarını inceleyelim.
Arapların islam öncesi devirleri. Genel olarak cahiliye dönemi olarak adlandırılır. Bu kelime “chl” kökünden türetilmiştir. İlmin zıddı olan bilgisizlik anlamına gelir. Yani cahiliye dönemi ,Bilgisizlik dönemidir. Bir kısım alimler , bu kavrama farklı anlamlar yüklerler. Onlara göre Eski Arap şiirinde cehl , ilmin zıddı olarak kullanılmakla birlikte bu bana kelimenin ikinci anlamıdır. Kelimenin birinci anlamına göre Cahil ; Arzuların esiri, şiddet taraftarı ve azgın kişidir. Bu şekilde cehl kelimesi, İlmin değil , hilmin karşıtıdır. Dolayısıyla ,bu insanların, cahillikten , bilgisizlikten değil bildiği halde uygulanmadığından ve bilgisizce ,hareket kastedilmektedir. Zira Islam öncesi dönemlerde o insanların, akıl ve bilgi potansiyeli yönünde geri olmadıklarını gösteren bir çok delil bulunmaktadır.
Peygamberimiz Dünya ya teşrif etmeden önce insanlarda sapkınlık vardı. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömülürdü, fuhuş yaparlardı. Faiz yerlerdi ,her evden kan dökülürdü. Din, dil , Irk gözetmeksizin herkese zulüm ederlerdi. Putlara taparlardı, her evde bir put bulunurdu. TEVHID inancı yoktu . Sonuç olarak ifade etmek gerekirse Hz peygamber. Dünya’nın her tarafında Siyasi, içtimai ve dini kaos ve kargaşanın hakim olduğu M.VII yy dünyaya teşrif etmiştir. Muhammed ( S.A.V) doğana kadar her yerde imansızlık baş gösteriyordu. Siyah tenli olanlara köle muamelesi gösteriliyordu.
Siyah tenli olanlara beyaz tenli olanlara ayrıcalık göstermez di onun gözünde Bilal Habeşî baş tacıydı . Ebu Leheb ise cehenneme odundu . Yani buradan cıkaracağımız sonuç bunun ırkla bir alakası yok bunun , Direkt olarak imanla alakası var ama cehalet öyle bir sarmış ki etrafı , gözler öylesine kör olmuş ki kimse bunu ayırt edemeyecek durum da…
Efendimiz 571 de bir güneş gibi nev-i beşerin üzerine doğdu ve 40 yaşında islamiyet zuhur etti. Ve islam sancağı altında Müslim neferleri inşa edildi Ve Mekke putperest zihniyetlerden ve putlardan temizlendi. Kör cahiller gözlerini ebediyen kapattı. Ve kız çoçukları gömülmek yerine Efendimiz, onları baş tacı etti. Herkes evlerinde özgürce islamın verdiği huzur ve mutlulukla evlerinde yaşam sürdüler. Herkes özgürdü dinini yaşamakta.
Bunların hepsi Peygamberimizin dünyaya teşrif etmesiyle, meydana geldi. Rabbim tecellisini buyurdu. İnsanlık refah içerisinde bir hayat yaşadı.Efendimizin, Asrı-ı Saadet yılları hep bir mücadele peşinde geçti. Hep gayesi islamı yaymak ve kıyamete kadar yaşamaktı. Biiznillah öylede oldu İslam nidaları devam ediyor. Ve edecekte inşaallah. Efendimiz fani dünyadan , dar-ı bekaya göçmeye günler kaldı. Efendimiz Müslümanlara son veda konuşmasını yaptı. O konuşmada her şeyi anlattı. Maddeler halinde sizlerle paylaşmak istedim .
1. 1-Müslümanların kanlarının (canlarının) ve mallarının birbirine haram oluşu.
2. 2-Tebliğ ettiğine şahit tutma ve insanların Rablerine kavuştuklarında sorguya çekilecekleri,
3. 3-Emanetlerin sahiplerine iadesi,
4. 4-Faizin kaldırılması, sadece ana paranın (sermayenin) alınacağı, borçludan fazla veya eksik para alınmaması, Allah’ın faizi haram kıldığı ve ilk kaldırılan faizin de amcası Abbas b. Abdülmuttalib’in faizi olduğu,
5. 5-Kan davalarına son verildiği ve kaldırılan ilk kan davasının İbn Rebi‘a b. Haris b. Abdülmuttalib’in kan davası olduğu.
6. 6-Taammüden (kasten) adam öldürmenin cezasının kısas (idam) olduğu, sopa ve taşla işlenen cinayetin de taammüden öldürmeye benzediği, cezasının yüz deve olduğu, daha fazla diyet istemenin câhiliye insanı davranışı sayılacağı,
7. 7-Erkeklerle kadınların birbiri üzerinde hakkı olduğu, (Bu maddenin ayrıntılı hali için makaleye göz atabilirsiniz.)
8. 8-Tebliğe şahit tutma,
9. 9-Kendisinden sonra küfre dönüp birbirlerinin boynunu vurmamaları,
10. 10-Sımsıkı sarıldıklarında asla sapıtılmayacak apaçık öyle bir şey bırakmıştır ki bunlar Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetidir.
11. 11-Müslümanın müslümanın kardeşi olduğu, onu aldatmayacağı, hıyanet etmeyeceği, gıybet de etmeyeceği, müslümanın kanının (canının) müslümana haram olduğu, kimseye müslüman kardeşinin malının gönül rızasıyla olmadıkça helal olmayacağı,
12. 12-İnsanların Rablerinin de, babalarının da bir olduğu, İslâm dininde eşit oldukları, hepsinin Âdem soyundan, Âdem’inse topraktan olduğu, Allah katında en şerefli olan insanın O’ndan en çok sakınan olduğu, Arabın Arap olmayana üstünlüğünün ancak takva ile olabileceği,
13. 13-Allah’a karşı en azılı düşmanın kendisini öldürmek isteyenin (meşru müdafaa, nefsini savunma) dışındakini öldüren ve kendisini dövenden başkasını dövmeye kalkan olduğu,
14. 14-Kölelere iyi davranılması, onlara yediklerinden yedirilmesi, giydiklerinden giydirilmesi buyrulmuştur.
Veda Hutbesi : Hicri 9 ,Zilhicce 10 tarihinde islam peygamberi Muhammed tarafından kendisinin ilk ve son haccı olan Müslümanlara yaptığı konuşma metnidir. Bu öyle bir metin ki artık herşeyin zirve noktası , Cehaletin son buluşu ama yine de İnsanoğlu tabi buna da bağlı kalamamıştır. Çünkü
günümüz dünyasına baktığımız da her şey daha da kötüleşti.tam ahir zamanı yaşıyoruz ve eski cahiliye döneminden de beter durumdayız. Efendimize yakışır. Bir ümmet değiliz, onun emanetine sahip çıkmıyoruz üstümüze düşeni yerine getirmiyoruz ,Efendimizin Asr-ı Saadet yıllarında biz Müslümanlar için verdiği mücadele, böyle yarım kalmamalı o sancağı biz devraldık. Sonunu getirmeliyiz. Son olarak kardeşim :
Biz fahr-i kainatın bir ümmeti olarak islam sancağını kıyamete kadar Ahir zamanın felaketlerinden korumalıyız. Korumalıyız ki verdiğimiz söz ve nişan yerini bulsun hayatımızı iki Cihan sahibinin farzına uyarak ve islamın nuru olan Resul-i Ekremin Sünnet-i Seniyyesine uygun hareket ederek , hayatımızı devam ettirmeliyiz ki böylelikle islam sancağını kıyamete kadar dalgalandırırız. İnşaallah sürçilisan ettiysek affola.
Dua eder dua beklerim.
( Meryem Akkaş)