Karşılıksız Selam! \ Gürgün Karaman

Karşılıksız Selam! \ Gürgün Karaman

Karşılıksız Selam!


Köyde herkes ona sofu derdi. Tombul, kısa boylu, köse sakallı, yüzü tatlı, sırtı hafif kamburdu. Yanık yüzlü, buğday benizliydi. Köse sakalı çok az çıkardı. Tıfıl ve tıknaz biriydi. Sevecen ve babacan bir karakteri vardı fakat biraz da sert bir yapıya sahipti. Ellerini sürekli arkasında birleştirip sağa sola hafif bir şekilde yalpalayarak paytak paytak yürürdü. Ceketini omzuna atar, arkasında birleştirdiği ellerinin arasından ateş kızılı kehribar tespihini hızlı hızlı çevirirdi. Kehribarın taneleri iri iriydi. Tespihi çevirdikçe ‘şak şak’ sesleri kaplardı ortalığı. Başındaki takkeyi hiçbir zaman çıkarmazdı. O takkeyle yürürken ara sıra eli başındaki takkesine gider, takkeyi bazen sağa bazen de sola doğru çevirip başında yan yatırırdı. Takkeyi başında elleriyle sürekli evirip çevirdiğinden takke âdeta is tutuyor, kirleniyordu. Takkenin kirden rengi değişmişti. Güçlü, tok bir sese sahipti. Konuşmaya başladığında hırıltılı bir ses kaplardı ortalığı.

Sofu Fazıl, ilk defa köyün dışına çıkıp şehre gitmişti. Şehrin baş döndürücü görüntüsüne kendisini öyle kaptırmıştı ki gördükleri karşısında büyülenmişti. Rengârenk vitrinler, tezgâh açmış manavlar, tuhafiyeciler, kırtasiyeciler, giyim mağazaları, lokantalar, yemek kokuları… Onun için tam bir cümbüş… Tam bir bayram alanı… Şehrin meydanında gezerken, yerinde öylece durmuş; hiç kımıldamayan bir insan silueti dikkatini çekmişti. Biraz daha baktı. Merak ederek ona doğru yürümeye başladı. Fark edilmemek için başını da kaldırmıyordu. Tam yanından geçerken: “Selamünaleyküm.” Çıt yok. Bir iki adım atmıştı ki selam verdiği taraftan bir ses çıkmadı. Geri dönüp tekrar: “Selamünaleyküm.” Yine çıt yok. Takkesine gitti eli. Takkesini sağ tarafa kaydırıp: “Halla halla neden selamımı almadı ki?” Başını kaldırdı, tekrar: “Selamünaleyküm” Yine çıt yok. Biraz dikkat kesildi. Başını kaldırdı ve selam verdiği şeye doğru baktı. Selam verdiği tarihi bir heykeldi.
Şehirden eve gelene kadar o heykelin oraya neden dikildiğini bir türlü çözemedi. Şehirde yaşadığı bu olay, onun üzerinde derin bir iz bırakmıştı. Köydeki bilgili insanlara şehir merkezine bu heykelin neden dikildiğini sordu. Onlar da tarihi bir heykel olduğunu, tarihi hatırlamak için dikilen bir sembol olduğunu söylediler. Ertesi sene yolu tekrar bu şehre düşmüştü. Şehirde gezerken aklına, önceki yıl selam verdiği o tarihi heykel geldi. Meydana doğru yürüdü. Heykelin dikildiği yeri tahmin etmeye başladı. Biraz göz gezdirdikten sonra heykeli gördü. Tebessüm ederek ona doğru yürümeye başladı. Yanına vardı, başını kaldırıp şöyle dedi: “Sana bir daha selam verir miyim?”

Gürgün Karaman \ Kofi öykü kitabından

REKLAM ALANI
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.