Muskacı \ Gürgün KARAMAN
Muskacı
Tombul, kısa boylu, bembeyaz sakalları vardı. Başında el dokuması keçe külahı, kalın yün yeleği, elinde kızıl renkli bastonu… Sağ koluna taktığı nakışlarla bezenmiş antika kol heybesi… Bastonuyla önüne katıp sürdüğü boz eşeğinin sırtında sarkmış kocaman yük heybesiyle dolaşırdı. Her cuma sabahı evinden erkenden çıkardı. Yol boyunca belirlediği duraklarda mahalleli kadınlar başına toplanırdı. Kadınların yeterli sayıya ulaştığını görünce heybesinden kalem kâğıt çıkarır, kadınların isteğine göre muskaları yazmaya başlardı. Yazdığı bu muskaların eni beş santimetre, uzunluğu ise yirmi yedi buçuk santimetre idi. Yirmi yedi buçuk santimetreyi de yetersiz hesaplamış olmalı iki, bunlardan iki tanesini uçlarından birbirine bantla yapıştırarak birbirine eklerdi. Muska boyu tamı tamına elli beş santimetreye ulaşırdı. Muska böylece daha uzun ve kabarık olurdu. Bu kâğıtları A4 kâğıtlardan keserek elde ettiği böylece anlaşılırdı. Muskaları yazarken kimsenin görmesine müsaade etmezdi. Kimsenin görmesine izin vermemesini ise “Başkası gördü mü etkisi kaybolur.” diye açıklardı. Muska yazımını bitirdikten sonra nasırlı elleri arasında büyük bir itinayla üzerine ne yazdığı bilinmeyen uzun kâğıdı, üçgen şeklini alıncaya kadar üst üste katlamaya başlardı. Bu katlamayı yaparken de arada bir dualar mırıldanır, muskanın üzerine üflerdi. Muska, tam üçgen şeklini aldıktan sonra heybesinden kirlenmiş bandı çıkarır, bu üçgen haline getirdiği muskayı bantla bir güzel bantlardı. Bantlama işlemi de bittikten sonra muskayı isteyen kadına uzatırdı. Muskayı alan kadın da ona dualar ederek ya bir miktar para ya bir paket şeker ya bir tabak bulgur, un, pirinç vb. şeyler verirdi. Bu tabaklar, normal yemek tabaklarından biraz büyük ve derin, demir tabaklardı. Yol boyunca tüm duraklarında bu işlemin aynısını tekrar ederdi. Bu durakları kendisi belirlemişti. Durakları öyle bir belirlemişti ki durduğu yerde en az beş altı kadın onun başına toplanırdı. Bu işini her cuma günü rutin bir şekilde yapardı. Son duraktaki işi bitince ilçenin dışına, ilçeye yakın köylere doğru yolculuğuna devam ederdi. Gittiği köylerde de aynı şekilde işini yapardı. Akşam karanlığı basmadan ilçeye giriş yapardı. Bu arada heybesi de epey bir dolmuş olur; zavallı sıska, boz eşeği de bu yükü zar zor taşırdı. *** Şahin, üniversite üçüncü sınıf öğrencisiydi. Eğitim fakültesinde okuyordu. Dini konularda da kendisini iyi yetiştirmişti. O hafta, evdeki bazı işler nedeniyle çarşamba günü eve gelmişti. Önceleri muskacıyı da gözlemlemiş, ona karşı bir sempatisi de oluşmuştu. Annesi de ona bu muskacıdan bazen söz ediyor, ne kadar iyi bir insan olduğunu anlatıyordu. O da annesine muska yapmanın batıl, hurafe inanç olduğunu belirtiyordu. Fakat annesini bir türlü ikna edemiyordu. Çarşamba, perşembe derken cuma günü sabahı gelmişti. Sabah erkenden komşu kadınlar birbirlerine haber veriyorlar, muskacının geldiğini söylüyorlardı. Bu durum kadınlar için hem eğlence, hem de dileklerinin gerçekleşmesi için bir fırsat oluyordu adeta. Annesine seslenmişler, bu seslenmeyle Şahin de uyanmış, ne olduğunu merak ederek pencereden olayı anlamaya çalışıyordu. Pencereden, olanları izlemeye başladı. Tahmini atmış yaşlarında, tombul, beyaz sakallı muskacı ve yanında sıska eşeğiyle bir piri faniyi andırıyordu. Mahalleli kadınlar da etrafında kümelenmişlerdi. Şahin, aceleyle elbiselerini giydi. Onların bulunduğu yere gitti. Biraz uzaktan ne yaptıklarını izlemeye başladı. Yapılan şey belliydi. Muskacı, yine mahalleli kadınları başına toplamış, onlara habire muska yazıyordu. Hiç müdahale etmeden, muskacının, işini bitirip gitmesini bekledi. Muskacı, işini bitirip gidince kadınların yanına yaklaştı. Yaptıklarının dine uygun olmadığını söyledi, onlara açıklamalar yaptı. “Bu muska işi dinimizce doru değildir. Batıl ve hurafe inançlardır. Allah, Kur’an-ı muska yaparak boynumuza asmak için göndermedi.” “Tövbe de oğlum, o nasıl söz? Çarpılırsın sonra.” “Anacığım, sana kaç defa bu muska işinden vazgeç dedim.” “Oğlum, kim demiş hurafedir?” “Dinimiz diyor ana. Kur’an-ı Kerim muska yapılması için gönderilmedi ki.” Tartışma biraz büyümüş, diğer kadınlar da pür dikkat, Şahin’in annesiyle yaptığı konuşmaları dinliyordu. İçlerinden uyanık olanlar da “Valla hoca doğru söylüyor galiba!” demeye başlamışlardı. Onlar da kendi aralarında tartışmaya başlayınca Şahin: “Mademki bana inanmıyorsunuz. Sizinle bir anlaşma yapalım mı?” “Ne anlaşama yapacakmışız?” dedi kadınlardan biri. “Anlaşmamız şu olsun: Önce anamın muskasını açıp bakalım. Tombul muskacı ne yazmış, hep beraber görelim. Eğer siz haklı çıkarsanız, akşam hepinize bahçede mangal yakacağım. Ben haklı çıkarsam, siz de bundan sonra muska yaptırmaktan vazgeçeceksiniz.” “Anlaştık o zaman!” dediler. Şahin, annesinden yaptırdığı muskayı istedi. Fakat annesi buna bir türlü yanaşmıyordu. Muskayı elinde sıkı sıkı kavrayıp “Vallahi kendi muskamı vermem!” diyordu. Muska açılırsa uğursuzluk getireceğini, kötü şeyler olacağını, bunun büyük bir günah olduğunu söylüyordu annesi. Diğer kadınlar da bir anlaşma yaptıklarını söyleyerek ısrar edince annesi, muskayı oğluna uzattı. Şahin, annesinden aldığı muskayı şöyle bir inceledikten sonra, besmele çekerek açmaya başladı. Fakat muskacı, muskayı o kadar sıkı bantlamıştı ki zarar vermeden açmak çok zordu. Sabırla ve büyük bir dikkatle muskaya sarılı bandı yavaş yavaş açmaya çalışıyordu. Açarken zarar vermemesi gerekiyordu. İçine Kur’an ayetleri yazılmış olabilirdi. Ayrıca muskanın zarar verilmeden açılması ortamdaki güven için de çok önemliydi. O, sarılmış bandı açtıkça kadınlar da bir taraftan heyecanlanıyor, sabırsızlıkla bekliyorlardı. “Açıldı mı, açıldı mı? Sakın zarar verme?” diyorlardı. Açma işini dikkatli bir şekilde izliyorlardı. Kimi kadınlar korkuyorlardı çünkü bunun günah olduğuna inanıyorlardı. Şahin, zarar vermeden muskayı açmayı başarmıştı. Sıra kâğıdın açılmasına, ne yazıldığının görülmesine gelmişti. Üçgen şeklindeki kâğıdı yavaş yavaş açtı. Açtıkça da hayretler içinde kalıyordu. Kâğıdı yere serdi: “Buyurun bakalım, hep beraber ne yazıldığını görelim.” Kadınlar, yere serilmiş muskaya bakıyorlardı. Muskada yazılı hiçbir şey yoktu. Muskacı, sadece düzenli bir şekilde, alt alta iki sıra halinde arka arkaya şunları çizmişti: yıldız, ay, güneş yıldız. Sonra kare, dikdörtgen, daire. Tekrar yıldız, ay, güneş yıldız. Sonra yine kare, dikdörtgen, daire… Muskada sadece var olan bu örüntüydü. Şahin, haklı çıkmıştı. Kadınlar da annesi de yaptıklarına pişman olmuşlardı. Bir daha asla muska yaptırmayacakların dair söz verdiler. Şahin ertesi hafta okuluna gidip, hafta sonu eve gelmişti. Annesine, cuma günü muskacının gelip gelmediğini sordu. Annesi de geldiğini, ama kimsenin muska yaptırmadığını söyledi. O da annesine, muskacıya bir şeyler verip vermediğini sordu. Annesi de kimin gönlünden ne koptuysa verdiklerini söyledi. Muskacı, muska yazamamıştı ama mahalleli kadınlar ona yardım etmeye devam etmişlerdi.