Nehir – Kasım Ayazı / Öykü Yufka
Bölüm 2 – Kasım Ayazı
Yüzüne vuran güneşle uyandı Nehir. Yatağından kalkmaya hali yoktu. Hayatının anlamsızlığı, kafasındaki düşünceler onu uykusunda bile yoruyordu. Zor da olsa yatağından kalktı ve giyindi. Terapi günüydü. Yıllardır terapi görmesine rağmen hiç alışamamış, kendini hep aciz hissetmişti. Haftanın bu gününe hep üzgün ve gergin başlardı. Biraz rahatlaması gerektiğini düşündü ve başucunda duran kemanını eline aldı. Küçüklüğünden beri tek tutkusu buydu Nehir´in. Annesine verdiği sözü tutmuştu. O, tıpkı hayallerindeki gibi başarılı bir keman virtüözüydü. Bir bakıma keman çalmak onun hayattaki tek amacıydı. Hatta kemanı onun en büyük sığınağıydı. Çaldığı her notaya bir gözyaşı gizlerdi.
Kemanını yerine koydu ve dışarı çıktı. Kasımın sert ayazıyla irkildi. Sonbaharın en güzel ayıdır Kasım, ama sıkı giyinmeyi beceremeyen Nehir için pek bir güzelliği olmamıştır yıllardır. Titreye titreye kliniğe girmiş etrafına bakınmadan bekleme odasına geçmişti. Kollarını göğsünde kavuşturmuş ısınmaya çalıştığı sırada kendisini izleyen bir çift göz olduğunu hissetti. Tam kafasını geri eğecekti ki karşısındaki kişi ona “ Sen neyi bulmak için geldin buraya? “ diye sordu. Her şeyi başlatmıştı bu soru. Ama bir şeyler başlayacağından ikisinin de haberi yoktu. Her zamanki soğukluğunu konuşturup cevap vermeden kafasını çevirmişti Nehir. Hayatında hiç aşık olmamıştı. Hiçbir zaman aşka anlam da verememişti. Soyut bir şeydi çünkü. Göremiyor, duyamıyor, dokunamıyordu. Onun kontrol edebileceği bir değildi. Çevresinden duyduklarına, kitaplarda okuduklarına dayanarak aşkı bünyesinden söküp atamadığı, çaresi olmayan bir hastalığa benzetirdi. İnsanı yavaş yavaş ve acıyla öldüren bir hastalığa…
Klinikteki ilk karşılaşmaları pek parlak olmasa da daha sonraki karşılaşmalarında ufak sohbetler etmişlerdi. Çınar Nehir´e iyi geliyordu. Sanki içinde bulunduğu karanlığa ışık tutuyordu. Yıllardır kafasından atamadığı hiçlik hissi artık onu üzmemeye başlamıştı. Çünkü ona bakarken gözlerinin içi parlayan, onu merak eden, ne hissettiğini anlayan birisi vardı artık hayatında. Artık kemanını çalarken gözleri dolmuyordu. O aşka inanmayan kız artık yoktu. Hiçbir çıkarı olmadan, sadece karşı tarafın iyiliğini, mutluluğunu kendinden bile çok önemsediği bir evre var, sevgiden çok, çok öte, adını aşk olarak nitelendirdikleri bir evre. Karşılaşıncaya kadar anlaşılmayan bir evre. Nehir Çınar´da, Çınar´sa Nehir´de bulmuştu kendini. Onları, bir kliniğin ufacık bekleme odasında bir araya getiren acıları, onları hayata daha da önemlisi birbirlerine sıkıca bağlamıştı.