Övgü Ve Kibir /Nurullah Ataç / (deneme )
Övülmek her kişi için, hele tuttuğu işi kendine gerçekten dert edinmiş her kişi için, gerekli azıktır. Özenerek ortaya koyduğumuz şey beğenilsin, benzerlerimi ilgilendirsin isteriz. Pazara götürdüğü mala alıcı bulamayan adamın içi ne oluverir, bir düşünün! Bu dünya pazarında hepimiz bir malın satıcısıyız; alıcı çıkmadı mı, şöyle kurularak: “Anlamazlar ki!” deriz ya, bakmayın, gene boynumuz bükülmüştür, gene öz güvenimize bir kurt düşmüştür. Neymiş eksiğimiz, söyleseler bari… Yerme de çünkü bir bakıma, övmenin kardeşidir, bir ilgi gösterir.
“Elin yargısından bana ne? Ben kendim için çalışıyorum.” diyen kimsenin sözüne inanmam. Öyle demesi ne beni kandırır ne de kendini avutur.
Yahut ki özünü pek beğenmiş, çevresinde kim, ne varsa hepsini yukarıdan süzen, yalnızlığı ile böbürlenen bir adamdır. Bir çeşit deliliktir onunki; insanın ne idüğünü delilere bakıp da mı anlayacağım?
Madem ki insan toplum kurucudur, madem ki toplum dışında kalınca kişiliğini geliştiremez, salt kendine vergi sandığı zenginlikleri dahi yitirir, öyle ise gördüğü her işte, kendisi bilsin bilmesin, toplumu gözetir; nasıl toplum kişiye işliyorsa kişi de topluma işlemek ister. Bunun için övülmeye yani işinin çevrede yankılar uyandırdığını, benzerlerinin birkaçınca olsun doğru bulunduğunu bilmeye ihtiyacı vardır
Övülmek isteği kutlu bir istektir. Kişinin işini sahiden benimsediğini, toplumu, insanlığı özünden üstün bilip onlara yaramak için çalıştığını gösterir. Ama kimin övmesine sevinebiliriz?
Asıl övgü, bizdeki kutlu övülme ihtiyacının doyuracak övgü, kendimizden üstün, hiç olmazsa kendimizle üstün, hiç olmazsa kendimizle eşit bildiğimiz kimselerden gelecek övgüdür. Bizi öven insanın övmemekte, isterse yermekte serbest olması gerektir. Övmek zorunda olduğu için öven kimse kulluğa, küçüklüğe razı oluyor, onûarın övmesiyle göğüsleri kabaran kimseler de aslını ararsanız, onlardan daha büyük değildir Duygularını yenememiş, kendi kendilerini aşamamışlardır