Şeş Pѐçi \ Gürgün KARAMAN

Şeş Pѐçi \ Gürgün KARAMAN

Şeş Pѐçi
Köyde herkes ona Altıparmak diyordu. Hem o civarda hem de bölgede tanınan biriydi. İki eli de doğuştan altışar parmaktı. Küçük serçe parmağından sonra her iki elinde de minik bir altıncı parmak daha vardı. Bu minik altıncı parmaklar, sanki serçe parmağının yavruları gibi duruyordu. Altıparmaklı eller daha da sevimli görünüyorlardı. Bu yüzden, isminden çok “Altıparmak” lakabıyla tanınıyordu. Herkes ona “Şeş Pѐçi” (Altıparmak) derdi. Çok varlık bir insan değildi. Hayatında her türlü mücadeleyi vermişti. Dünya malına da zerre kadar tamah etmezdi. Köyün siyasi dehasıydı. Kurnaz, gözü açık, cesur bir insandı. Cesareti, politik zekâsı her yerde konuşulurdu. Köyün en zayıf aşiretine mensuptu. Hatta köydeki diğer güçlü aşiretler zaman zaman onun aşiretine büyük haksızlıklar yaptıkları için aşiretin birçoğu da köyü terk edip batı illerine göç etmişlerdi. Hem köyde hem de civarda meydana gelen kavga, sınır anlaşmazlıkları, kan davaları gibi olaylarda onu davet ederlerdi. Zekâsıyla birçok olayı çözerdi. Hiçbir haksızlığı kabul etmezdi. Konuşmaya başladı mı olayları olabildiğine abartırdı. Sanki bin yıllık

bir destanı anlatır gibi anlatırdı. Etrafındakiler bazen bu anlatımlarından dolayı onunla dalga geçse de o, hiçbir zaman bu kişiliğinden taviz vermez, anlatmaya devam ederdi. Onun anlattıkları da dilden dile dolaşırdı. Şeş Pѐçi İsa’nın beli epey bir kamburdu. Esmer tenli, köse sakallıydı. Kocaman bir burnu, hafif şişkin yanakları vardı. Çenesi biraz büyük ve yüzündeki tombullukla uyumsuzdu. Gösterişi sevdiği için giyim kuşamına özen gösterirdi. Başında kirden is tutan keçe külahını hiç çıkarmazdı. Köydeki güçlü aşiretlerden hiçbirine aldırmazdı. Köyde olabildiğine husumetler ve kan davaları vardı. Bu nedenle kimse çok serbest gezmeye cesaret edemezdi. O ise paltosunu omuzlarına atar, atkısını boynuna dolar, ellerini arkada birleştirip köyün her tarafını sabahtan akşama dolaşırdı. Sanki herkes ayak seslerini duysun diye ayaklarını son haddine kadar kaldırıp yere basar, hafif paytak paytak yürürdü. Bu tavrıyla, adeta herkese meydan okur, kimseden çekinmediğini haykırırdı. Gür ve adeta davudi bir sesi vardı. Birine veya bir şeye seslendi mi, sesi her taraftan duyulurdu. Herkes de bu sesin Şeş Pѐçi İsa’ya ait olduğunu hemen anlardı. Yaşı epey ilerlemişti. Ama her zaman bir delikanlı gibi çalışırdı. Çocuklarının hepsi evlenerek ondan ayrılmışlardı. Evde sadece kendisi ve eşi kalmıştı. Başından geçen olayları anlatmaya başladığında, eşi: “Yine abartmaya başladın. Hadi hadi, kalk bakalım Şeş Pѐçi Efendi. “diye çıkışırdı. Ama o, anlatmaya devam ederdi. İş öyle bir noktaya varırdı ki eşi, kavga edercesine bağırmaya başlar; o ise hiç istifini bozmadan abartmalara devam ederdi. Kendisi gibi yaşlı olan eşi bağırdıkça o da gülerek karşılık veriyordu. Bu karakterini kimsenin değiştirmeye gücü yetmiyordu.


Yaylacılık zamanı gelmişti. Herkes hayvan sürülerini önüne katıp yaylalara çıkıyordu. Dedebulak bölgesi vadiler, dereler, tepeler, pınarlar ve dağlarla doluydu. Öğle vakti yaklaşmış, hayvan sürülerinin karnı doyduğu için çobanlar da bir araya toplanıp sohbet ediyorlardı. Bir araya toplanan bu çobanlar çalı çırpılarla ortada bir ateş yakmış, bu ateşin etrafına kümelenerek hikâyeler, masallar, başlarından geçen çobanlık öykülerini anlatıyorlardı. Etraf koyun, kuzu, keçi melemeleri ile dolup taşmıştı. Karşıdaki büyük tepenin arkasından gür bir ses yavaş yavaş duyulmaya başlanmıştı. Ses gittikçe yaklaşıyor ve daha net duyuluyordu. Bir araya toplanan çobanlar: “Haydi, herkes kendi sürüsünün başına. Tepenin arkasından büyük bir sürü geliyor. Sürülerimiz bu yabancı sürüye karışır, sonra da gel ayıkla pirincin taşını.” diyerek birbirlerini uyarıp, herkes kendi sürüsünün başına koşmaya başladı. Tepenin arkasındaki sesin gürlemesi her tarafta yankı yapıyordu. Sürülerin bulunduğu bölge bu sesle kaplanmıştı. Az sonra tepeden, önde iki keçi, keçilerin arkasından da üç koyun göründü. Sesin gürlemesi de devam ediyordu. Keçiler oynaya zıplaya, koyunlar da keçilerin arkasından tepeden aşağı doğru koşmaya başladılar. Tepede bir adam göründü. Var gücüyle bağırıyordu: “Hѐrri hѐrriii, hѐrri hѐriii…” Başka da bir şey çıkmamıştı tepenin arkasından. Çobanlar tekrar bir araya gelip kahkahalarla gülmeye başladılar. Gelen sürü, sadece iki keçi ve üç koyundan ibaretti. Arkalarında ise davudi sesiyle gürlemeye devam eden Şeş Pѐçi İsa vardı.

REKLAM ALANI
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.