Vefa \ Gürgün KARAMAN
Vefa
Buralarda kış mevsimi çok çetin geçerdi. O kadar çok kar yağardı ki, karın yerden yüksekliği bazen bir, bir buçuk metreye ulaşırdı. Evler genellikle toprak damlı olurdu. Çatısı olan ev çok az vardı. Evlerin pencereleri naylonla kaplıydı. Her evin üzerinde uzun bir baca, tüten dumanlar… Yanık tezek kokusu her tarafa yayılırdı. Rüzgârın çok olduğu günlerde bu yanık tezek kokusu daha da keskin olurdu. İnsanların tek geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Dağ köyüydü. Kış ayları nerdeyse altı ay sürerdi. Sonbaharda, kasım ayının başlarından itibaren karlar yağmaya başlar, ilkbaharda, mart ayı girmeden de erimezdi. Kış boyunca genelde köy yolu kapanır, köy ile ilçe arasındaki iletişim kopardı. Köyde çoğu zaman elektrik de olmazdı. Köyün orta yerinde bir çeşme vardı. Köylüler genelde bu çeşmeden su ihtiyaçlarını karşılardı. Evlerin bahçelerinde de çeşme vardı. Fakat sert soğuklar nedeniyle dışardaki bu çeşmeler donardı. Nisan ayı gelmeden de bu donmuş çeşmelerden su akmazdı. Köyün ortasındaki çeşmenin kocaman bir borusu vardı. Suyu bol olduğundan hiç donmazdı Dağların tepelerinde, yamaçlarında kocaman kar kütleleri yaz mevsimi boyunca da doğanın rengini siyah beyaz, yeşil beyaz yapardı. Karlar erimeye başladığında her yer sulak ve yemyeşil olurdu. Dört bir tarafta çayırlar, tarlalar, yeşillikler… Türlü türlü otlar, çiçekler, mis gibi kokular yayılırdı etrafa. Bu dağ köylerinden birine öğretmen olarak atanmıştı. Köydeki görevine başladığında, köylülerle çok yakın diyaloglar kurmuş, kısa sürede onlarla kaynaşmıştı. Köyde herkes tarafından sevilen sayılan, danışılan biri olmuştu. Ocak ayıydı. Kış soğuklarının en fazla olduğu zamanlardı. Okulun tatil olmasına az bir zaman kalmıştı. Köydeki tek öğretmendi. Beş sınıfın tamamını aynı sınıfta okutuyordu. O gün de ders bitmiş, her zaman olduğu gibi okulu temizleyip kapıları kilitlemiş, lojmana geçmişti. Akşamüzeri kar fırtınası çıkmıştı. Kış boyunca fırtınanın olmaması da çok nadir olurdu. Hava iyice kararmıştı. Her tarafta büyük bir sessizlik vardı. Bu fırtınalarda dışarı çıkmak akıl kârı değildi. Fırtınanın şiddeti arttıkça, rüzgârın uğultusu lojmanın içinden duyuluyordu. Sert rüzgârlar, lojmanın çatısını, pencerelerini, kapılarını da sarsıyordu. Çatıdaki sacların, kapı ve pencerelerin gıcırtısı bir türlü huzur vermezdi. Soğuğun pencere açıklarından, deliklerinden sızarak içeri girmemesi için pencereleri kalın naylonla bir güzel kaplamış, kenarlardan üstlerine de sağlam çıtalar çakmıştı. Buna rağmen içeriye hem soğuk vuruyor hem de naylon hışırtıları kapı, pencere ve çatıdaki sacların gıcırtısıyla birleşiyor, huzursuzluğu bir kat daha artıyordu. Her akşamı böyle geçiyordu. Gece yarılarına kadar derslere hazırlık yapar, bol bol kitap okurdu. İyice yorgun düşünce göz kapakları da artık dayanamaz, kapanır, uykuya dalardı. Yine böyle bir geceydi. Vakit epey ilerlemişti. Fırtına çok şiddetliydi. Çatıdaki saclar, kapı ve pencereler zangır zangır titriyordu. Günün yorgunluğuyla kanepeye uzanmış, kitap okuyordu. Kapıdan “tak tak tak” sesler gelmeye başladı. Gözlerini ovuşturup dikkatini toparladı. Evet, birileri kapıyı çalıyordu galiba. Ama bu saatte, bu fırtınada kim gelebilir ki? Endişelenmeye başladı. Biraz bekledi. Kapıya vurmalar devam ediyordu. Kapıya doğru yavaş yavaş ilerledi. İyice kulak kesildi. Ses hâlâ gelmeye devam ediyordu. Açıp açmamakta tereddüt ediyordu. Geri döndü. Odanın içinde üç beş dakika dolaşmaya başladı. Kapıdaki sesin şiddeti artıyordu. Tekrar kapıya doğru yürüdü. Sesi dinlemeye devam etti. “Ya birilerinin bana ihtiyacı varsa?” diye düşündü. Bir karar vermeliydi. Ya kapıyı açacak, ya da açmayacaktı. Tereddüt ediyordu. Bu saatte, bu dağın başındaki köyde, bu fırtınada, olacak iş değildi. Tüm cesaretini topladı. Eli, soğuktan buz tutmuş kapının koluna gitti. Kapının kolu o kadar buz tutmuştu ki eli, kapının koluna yapıştı. Kendini zorladı, diğer eliyle kapının sürgüsünü çekti. Kapıyı hafif araladı. Dışardaki fırtına göz açtırmıyordu. Kapının hemen yanında asılı el fenerine uzandı. Araladığı kapıdan feneri tuttu. “Aman Allah’ım!” dedi. Bu bir köpekti. Tir tir titriyordu. Kapı açılınca köpek, hemen çırpınmaya başladı. Başını sallıyor, vücudunu sarsarak üzerindeki karları silkeliyordu. Köpeğe dikti gözlerini. Başını ve kuyruğunu sallayarak şirinlik yapan köpeğin karnı, açlıktan içe çökmüş, hayvancağız ancak ayakta duruyordu. “Çok acıkmış olmalı.” diye düşündü. Hemen içeri döndü. Poşetteki tüm ekmekleri suya bastı. Tüpü yaktı. Bir güzel ısıtıp adeta en lezizinden bir köpek yalı (yemek) hazırladı. Geniş bir kabın içine boşalttı. Kapıda bekleyen köpeğe yöneldi. Kapıyı az açık bırakmıştı. Kapıyı çekti. Hazırladığı yemeği, köpeğin önüne koydu. Zavallı hayvan öyle bir iştahla yiyiyordu ki keyfine diyecek yoktu. Kaptaki yal bitene kadar köpeği izledi. Köpek, karnını doyurduktan sonra başını, kuyruğunu sallayarak, teşekkür edercesine uzaklaştı. Köpek uzaklaşana kadar onu izlemeye devam etti, gözden kaybolunca kapıyı çekip sürgüledi. Kanepeye uzandı. Büyük bir huzur içinde uykuya daldı. Sabah oldu. Gün boyunca derslerine girip çıktı. Akşamüstü tekrar okulu temizleyip lojmana geçti. Vakit yine epey ilerlemişti. Kapıdan tekrar sesler gelmeye başladı. Kapıdan gelen sesi dinlemeye başladı. Dün geceki sesin aynısıydı. Aklından hızlıca “Kesinlikle köpek tekrar geldi.” diye geçirdi. Kapıya yöneldi. Bu gece voltajı çok düşük cılız bir elektrik vardı. Düğmeye bastı. Köpek kapıdaydı. Başını, kuyruğunu sallıyor; ağzını şapırdatarak ona bakıyordu. Durumu hemen anlamıştı. Hızlı hareket ederek hemen mutfağa geçti. Çok az ekmek vardı. “Bu kadar ekmekle de karnı doymaz ki.” Diye düşündü. Dolabın kapısını açtı. Birkaç poşet makarna çarptı gözüne. Makarnaları alıp hemen tencereye boşalttı. Bir güzel haşladı. Ekmekleri de makarnanın içine katarak bir güzel yal yaptı. Geniş kaba koyup kapıya yöneldi. Köpeğin önüne bıraktı. Gün boyunca hiçbir şey yemediği anlaşılan köpek kaptaki tüm yemeği yedi. Başını, kuyruğunu sallayarak yine teşekkür edercesine uzaklaştı. Üçüncü geceydi. Köpek tekrar kapıya dayanmıştı. Aynı yemekten hazırlayıp yine verdi. Bu üçüncü günden sonra köpek bir daha gelmedi. Kara kara düşünmeye başladı. “Ya kurtlar yedi ya da açlıktan, soğuktan bir yerlerde donarak öldü galiba.” diye düşündü. On beş tatil gelmişti. Karneleri dağıtıp memleketine gitti. Tatil dönüşünde ilçe merkezine vardığında köy minibüsü gitmişti. Ertesi gün de pazartesiydi. Mutlaka okulda olması gerekiyordu. O geceyi ilçede tanıdık arkadaşlarının yanında geçirebilirdi. Fakat bu çözüm değildi. “Mutlaka bir yolunu bulup okula gitmeliyim.” diye düşünüyordu. Hemen araştırmaya başladı. Görev yaptığı köye en yakın köylerden birinin minibüsü tam hareket etmek üzereydi. Koşarak ona bindi. Komşu köyün minibüsündeki yolculardan bazıları onu tanıyordu. Yolculuk esnasında, bazı köylüler onu kendi köylerine davet ettiyse de kabul etmedi. İki köyün yollarının kesiştiği yol ayrımına geldiklerinde arabadan indi. Sırtında çantası, köye doğru yürümeye başladı. Köye varmak için yaklaşık yarım saat yürümesi gerekiyordu. Her taraf karla kaplıydı. Allah’tan fırtına da yoktu ama hava çok soğuktu. İnsanın iliklerine kadar işleyen kuru bir soğuk vardı. Köyün eteğine vardı. Güneş de neredeyse batmak üzereydi. Köyde hemen hemen herkesin mutlaka bir köpeği vardı. Köpekler onu görünce saldırmaya başladı. Etrafta kimseler de yoktu. Arabadan inerken, onu tanıyan yolculardan biri, ona bir sopa uzatıp vermiş “Ne olur ne olmaz hocam, köyde köpek çoktur. Tedbirli olmak lazım.” demişti. Köpekler iyice etrafını sarmıştı. Elindeki sopayı köpeklere sallıyor, onları savuşturmaya çalışıyordu. Okul lojmanının bulunduğu taraftan bir köpek daha son süratle ona koşuyordu. Yaklaşır yaklaşmaz diğer köpeklere havlamaya, onları savuşturmaya başladı. Saldıran köpekler geri çekilmeye başladılar. Hayretler içinde kalmıştı. Diğer köpekleri savuşturan bu köpeğe dikkat kesildi. On beş tatilden önce kapısına gece dayanıp karnını doyurduğu köpekti bu. Canını zor kurtarmıştı. Yürümeye devam etti. Kendisini koruyan köpek de onunla beraber yürüyordu. Lojmana varıncaya kadar onu hiç yalnız bırakmadı. Lojmana vardı. Geriye döndü. Hayvancağız ile göz göze geliverdi. Her iki gözde de mutluluk vardı. Köpek vefa örneği göstermişti. “Hayvanlara bile vefa duygusu bahşeden Allah’a şükürler olsun.” diye dua etti.