Bugün Ruhunuza Vakit Ayırmaya Ne Dersiniz?
Ben Kâinata aşığım…
Çünkü kâinat bana her bir zerrâatı ile yüce Hâlık’ı, ve sonsuz sanaât’ı hatırlatıyor. Yaşamanın ne ulvî bir hal olduğunu, gözümü çevirip doğaya bakıverdiğimde idrak ediyorum. Hani Mülk süresinin girişinde “Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; kusur arayan göz, aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir.” Buyruluyor Öyle severim ki bu girişi, arapça metnini okurken öyle tat alırım ki, okuduğum, duyduğu, gördüğüm her şeyde tefekküre iter beni… Sözlerimin çoğusu kendi nefsime, ulvi bir konudan bahis açmak isterim… Hani soruyorsunuz ya yorumlarda , veya burada dile getirmeseniz de içinizden geçiyor ya “aceba nereden başlamalıyım hayatımı düzene sokmaya “ diye ? Hani bu gidişat böyle devam edemez deyip, canınıza tak ediyor ya.. İşte bende aynen bu sorularım, ve araştırmalarım sonunda gidişatı değiştirecek kendi kararımca birşeylere ulaştım .. “TEFEKKÜR” Yani düşünmek , algılamak, çevrede olan biten tüm hâdisâtın farkında olmak. Her şeyin ruhunu hissetmek,ve her bir mahlûk’un “ Hây” sırrına imtisal ettiğini görmek.. Tefekkürün neticesinde insan geniş bir ilme sahip olur. İnsanın ilmi artınca da, kalbinin hâli değişir. Onun neticesinde de, insanın hâli ve hareketleri değişir. Görülüyor ki insanın bilgisinin artması ve davranışlarının düzelmesi, tefekkürle başlar. Bu sebepledir Yüce Sanatkâr sık sık “… Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır” buyurur. Bize verilmiş şu muayyen vakitleri kâinatı’ı tefekkür ile kullanmak ne mübarek olur. Hazret der ki “Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” O halde kardeşim hayrın anahtarını daha fazla paslanmadan kullanmaya başlayalım… Bazen bana öyle gelir ki şu sonlu varlığımla sanki sonsuz bir sevgi barındırıyorum içimde .. Her şeyi her yaratılanı öyle çok severim ki, sevmekten yorulunca oturup birde buna hayret ederken yorgunluğuma yorgunluk katarım. Belki fıtrat gereği içimdeki “şefkât”hissinin yoğunluğunu fazlaca duyumsadığım için olur bu… Ama bazen bir bardağın,kuru odun parçalarının, hatta bir çivinin dahi ruhu olduğunu hisseder onunla hemhâl olmak isterim… Hâl böyle olunca da meseleyi uzatır ve sizin gönlünüzü sıkarım. ● Hûlasâ, varmak istediğim konu şudur ki, Müziğin sözlerinde de dinlediğiniz “ Her cân özün izhâr eder “ sırrınca, özümüze dönmeli ve ruhumuzun güzelliklerini keşfetmeliyiz. Biz bu Evrende yaşıyor ve bu sonlu evrenin bir parçası olarak her bir varlığa karşı sorumluluklarımız bulunuyor. Biraz merhamet’ten Biraz nezâket’ten Biraz masumiyyet’ten Biraz tefekkür’den Biraz hûlisi kalp’ten Biraz hûsn-i zân’dan Biraz anlayış’tan Biraz musîki’den Kimseye zarar gelmez a cânlar…! Bilakis bu hasletlerden ötürü daha muazzam bir Kâinat oluşturulabilir. Başta da dediğim gibi, Ben Kâinat’a Âşığım… “Sevelim sevilelim, Dünya kimseye kalmaz…” Bu yazımda, ne dinlediğiniz Gûftenin yazarı “Osman Hulûsi Efendi” den Ne de kadife sesiyle ahenk katan Hocam “Mehmet Emin Ay”dan bahsede bildim. Aslında sizlere en az iki saat bu konu ile alakalı hasbihâl etmek, fikirlerinizi almak ve sizlerden de faydalanmak murâdımız var idi. Lakin inşallah hayalini kurduğumuz Vakıf, icraate başladığında tüm bu içte kalan mevzuları derinlemesine ve yüzyüze konuşma imkanımız olacak diye umut ediyorum… Rabbim hayırda yardımcınız ve yardımcımız olsun. Tefekkûr sırrına erebilme temennisiyle… vera