Bağında yangın çıkmamış, virâne olmamışsan âşığım deme.! Seni yakanı da,  sen yakmamışsan mâşuğum deme.!” /VERA

● “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğz etsin” Bırakın değiştirmeyi buğuz bile edemeyecek bir durumdayız.. peki biz ne yapacağız şimdi.. ne mi yapacağız ● 

Bağında yangın çıkmamış, virâne olmamışsan âşığım deme.! Seni yakanı da,  sen yakmamışsan mâşuğum deme.!” /VERA

Bağında yangın çıkmamış, virâne olmamışsan âşığım deme.! Seni yakanı da,  sen yakmamışsan mâşuğum deme.!” Hüzne bulanmış  yüreğim, var mıyım yokmuyum, bî-çareyim. Talan olmuş benim bağrım, bahçemde  gül kalmamış,hengâmeyim. Sıralıyorum önümde  ben neyim ? kimim ? Sahi önemli mi kimliğim? Alelade kapanmış  perdenin açık kalan kısmından dışarıya ilişiyor gözüm. Şöyle bir bak yüzüme, gördüğün yüz benim de ,  gördüğün öz  senin özün… usulca içime dönüyorum yine… öylece bîçâre harâbe bıraktığım içime. Sindiremiyorum bir türlü, ne büsbütün hüzne yakışıyorum, ne de neşeye. Buralara ait olmayan bir yürek taşıyorum.. Buralar gibi kokmayan, Buralar gibi bakmayan Şu yaşıma rağmen hala sendeliyorum. Emekleyen bir bebek nasıl korkarsa yürümekten,  öylece bende kalakalıyorum. Ne yana dönsem uzaklık, ne yana dönsem bir başka âlem. benim âlemim burası değil bunu biliyorum. Ne kadar da çabuk adapte olmuş herkes, Her yer ne kadar da çabuk kabullenmiş bu ağır yükü.. evet evet insandan bahsediyorum. insan dünyanın üzerinde bir yük değil de ne ki. Biz değil miydik elest bezmin’de meleklerin korkup’ta  ( bozgunculuk yapacak birini mi yaratıyorsun?) dediği. Biz değil miydik cennet gibi sonsuz nimetler içinde, yasaklanan o tek şeye uzatan elini. Sözlesene bana kalbinin yeri neresi. Hissediyormuyuz artık, yoksa bizde herkes gibi hissizleşiyor muyuz. ? “Lev enzelna…”  diye başlar ya ayet “Lev enzelna…” ● ” Şayet biz bu kuranı bir dağa indirseydik sen onu Allah korkusundan paramparça olmuş bulurdun” Peki bizim parçalarımız nerede. Biz nelere parçaladık kendimizi ? Değermiydi. Söylesene değermiydi? Değerlimiydi O’nun gibi. Ne farkımız kaldı söyleyin bana, Kabil’den,  hergün öldürdük birbirimizi. Ne farkımız kaldı cahiliyye’den unuttuk görgü göreneği. Yeniden aramıza geliverse, o gül çehreli… Bulabilecekmi ona Kasideler yazan Fuzûlî’leri. ● “suya virsün bağ-bân gül-zâri zahmet çekmesün bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzare su” (Bahçıvan, gül bahçesini sele versin güzel güller yetiştireceğim diye boşuna yorulmasın. Zira binlerce gül bahçesini sulasa da, senin yüzün kadar güzel bir gül açılmaz) Bulabilecek mi senin beytine hürmetsizlik eden devlet büyüğünü gördüğünde, sancılar içinde kıvranıp gazeller döşeyecek Nâbî’ yi? ● “Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbub-i Hûdâ’dır bu! Nazargâh-ı ilâhîdir, Makâm-ı Mustafa’dır bu.” Bulabilecek mi söyle,yüreği yangın yerine dönmüş, gözlerindeki perde inmiş, farketmiş bu dünyanın fâniliğini… yine senin için samimi gözyaşları döken, ciddiye alan yaşamı, ölümü.. sana adamaktan tereddüt etmeyen ömrünü. Bir kişi bulabilecek mi ki? herkes fani olana dalmış, fenâ ya bakan var mı ki. Şimdi yazsam buraya kim anlayacak beni. fena fillâh-fenâfir râsul -fenâfişşeyh nedir ki? gitti, gitti. gözlerimizin önünde koşar adım uzaklaştı, güzel olan her ne varsa… mânâlı, kayda değer,kelâma yakışır, basîret menbağı, ferâset bakışlı ne varsa. yitti, yitti. yitik bir tahayyülün peşinden bakakaldım. Farkında mısınız koşsak yakalayacak ayak bulamayacağız. Ayaklarımız kim bilir hangi habîs’lerle iştigalden bîtâp Kim bilir zihnimiz hangi malâyani ile kuruyor insicap. Korkuyorum unutmaktan, silikleşiyor onca kıssa, menkîbe Bir terennüm olarak kaldı eşsiz kokuları gönlümde. zârif, nâzenin, hisli, samimiyetli her ne varsa gitti. Ne konuşuyor diyeceksiniz belki, ne anlatıyor böyle yine  Vera, ● “susmanın suça iştirak olduğunu bilecek kadar, aklım başımda” Ne geldiyse başımıza susmaktan geldi, ne geldiyse unutmaktan. Unutmaktan şu hadisi ● “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğz etsin” Bırakın değiştirmeyi buğuz bile edemeyecek bir durumdayız.. peki biz ne yapacağız şimdi.. ne mi yapacağız ●  “Yok’a göre az, çoktur..” Az az ilerleyeceğiz bir müddet belki. önce az az sonra büyük bir hışımla depara kalkacağız. . korkmayacağız başlayacağız biryerlerden, başlayacağız çünkü henüz selâmız verilmedi. Ama Boş teneke olmayacağız. Çok ses  çıkan, Biz büyüyen bir orman olacağız. Çünkü ● Büyüyen bir orman, düşen bir  ağaçtan daha sessizdir. Geliştireceğiz kendimizi. Evvela bırakacağız elimizdeki  şuan bu yazıyı okuduğumuz ışıklı  şeyi. Niyetleneceğiz. Yeniden hisli bir mü’min olmaya, Yeniden Allah’ı ve  Rasulü’nü tanımaya Onlara şiirler,naatlar yazmaya. Onlarla  yaşamaya.. Farkında  değil misiniz kaçırıyoruz  güzel olan ne  varsa? Niyetleneceğiz! . Ne demiş şair; ●”Lebin vasfında sultânım dehân âşık zebân âşık Sana ey mihr-i tâbânım, zemîn âşık zamân âşık” Biz ne yaparsak yapalım, neye inanırsak inanalım hakîkat  değîşmeyecek. Kâinat onun için dönecek… Bizler ondan uzaklaştığımız ölçüde zâyi olacağız. Çer çöp kadar kıymetimiz kalmayacak. Çünkü ey Sultanım (s.a.v) Sana zemin de âşık, zaman da âşık. Vesselam…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.