Halis Muhlis \ Gürgün KARAMAN

Halis Muhlis \ Gürgün KARAMAN

Halis Muhlis
Harbiden halis bir adamdı. İçi dışı birdi. Kalbinde ne varsa, aklından ne geçiriyorsa, dilinden de onlar dökülürdü. Cesur ve gözü karaydı. Kimseye eyvallahı yoktu. Bir sinirlendi mi kimse onu tutamazdı. Sürekli elinde bir sopayla gezerdi. Gezmediği, görmediği yer kalmamıştı. Bazen köyden çıkar, aylarca gelmezdi. Kimse onun nereye gittiğini, ne yaptığını bilmezdi. Uzun boyluydu. Şapkasını hiçbir zaman başından çıkarmazdı. Üstüne başına çok dikkat ederdi. Fakirdi. Ağa değildi ama ağa gibi giyinirdi. Köyün en saf, en temiz, en zararsız adamıydı. Köylülerin kavgalarına, dedikodularına, tartışmalarına, husumetlerine, kan davalarına asla karışmazdı. Evi, köyün üst tarafındaydı. Dört oğlu bir de kızı vardı. Akrabalarından ve köylülerden çok zarar gördüğü için sevdiği birkaç insan dışında, onların hiçbir şeyine katılmaz, kimsenin evine gitmezdi. Ne düğünlerinde ne de taziyelerinde yer alırdı. Sevdiği, güvendiği bir insanı bulunca da gece yarılarına kadar sohbet eder, kolay kolay bırakmazdı. Köydeki güçlü aşiret ağalarından bazıları ona haksızlık yaparak çayırlarına, tarlalarına, yayla hisselerine el koymuşlardı. Özellikle çayırlara âşık bir insandı. Kolay kolay kimseyle oturup sohbet etmezdi. Biriyle sohbete başladı mı bu sohbetin yarısını, kendisine yapılan haksızlıkları anlatarak geçirirdi. Köyde kim neyi, ne zaman, nasıl yapmış; olaylar nasıl gelişmiş, bugünle ilişkisi nedir gibi durumları bir tarihçi gibi anlatırdı. Hatta bir tarihçide olmayan bilgilere sahipti. Tarihi bir olayı anlatırken tüm detaylarını, şahısları, kahramanları, padişahları vb. takır takır bir ses kaydı gibi anlatırdı. Bu tarihi olayları anlatırken kendisini de bu olaylarla özdeşleştirirdi. Kendisine yapılan haksızlıkların, tarihteki olaylar gibi olduğunu özellikle vurgulardı. Köyde Muhlis Efendi’ye, kimi deli, kimi meczup, kimi evliya gözüyle bakardı. Söylediği her şey de bir gün mutlaka gerçekleşiyordu. Onun söyledikleriyle dalga geçenler de her seferinde pişkin bir pişmanlıkla kibirlerine, onunla alaylarına devam ediyorlardı. Ona haksızlık yaparak, varını yoğunu elinden alanlar da onun bir yalancı olduğunu, kimsenin ona haksızlık falan yapmadığını söylüyorlardı. Fakat toplum vicdanı derler ya, işte köylülerin çoğu da ona “Halis Muhlis, Mazlum Muhlis” derlerdi. Her yıl temmuz ayının ortalarından itibaren çayır biçme dönemi başlardı. Köyde, elinde kalan bir iki küçük parça çayırını kendisi tek başına biçer, toplar, arabaya yükler, bahçesine taşıyarak kış aylarında bu otlarla hayvanlarını beslerdi. O yıl da çayır biçme dönemi bitmişti. Ertesi yıla kadar etrafındakilere hep şunu söyledi ‘’Bu artık son yılım. Gelecek sene çayırlarımı biçip bitirdikten sonra öleceğim.’’ 2012 yılıydı. Muhlis Efendi, çayırlarının hepsini tek başına biçmiş, otlarını da çayırın ortasında toplamıştı. Aradan iki gün geçmiş olmasına rağmen ortalıkta görünmüyordu. Köylülerden birkaç kişi onun çayırına giderek yığılmış otların arasında onu aradılar. Muhlis Efendi’yi bir ot yığının içinde ruhunu teslim etmiş halde buldular.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.