Samimi Sami \ Gürgün KARAMAN

Samimi Sami \ Gürgün KARAMAN

Samimi Sami
Sami, dünyaya gözlerini bir inşaatın çatısında açmıştı. Kendini bildi bileli inşaatlarda çalışıyordu. İşte bir inşaatta tanışmışlardı onunla. Çok samimi arkadaş olmuşlardı. Bir yıl boyunca aynı yerde kalmışlar, bir iş oldu mu mutlaka ikisi birlikte gidip çalışırlardı. Arkadaşlıkları öyle ilerlemişti ki kardeş gibi olmuşlardı. Mustafa birkaç defa ailesini sorduysa da Sami, onlar hakkında tek kelime etmemişti. Kış mevsimi gelmiş, inşaat işleri de durmak üzereydi. Mustafa hazırlıklarını yapmış, memleketine gitmeye hazırlanıyordu. Ya Sami ne olacaktı? Nereye gidecekti? Kimi kimsesi yoktu. Yola çıkmadan birgün önce: “Sami, benimle birlikte bizim memlekete gel. Köyde birkaç boş ev var. Onlardan birini tamir eder, temizleriz. Bizim köye yerleşirsin, birlikte yaşarız.” dedi. Sami, Mustafa’nın bu teklifini seve seve kabul etti. Öyle mutlu olmuştu ki Mustafa’ya sarılarak ağlamıştı. Otobüs biletlerini alarak köye vardılar. Mustafa, Sami’yi alarak köyün muhtarına gitti. Dürüst, samimi, çalışkan bir arkadaşı olduğunu, kimi kimsesi olmadığını, onun her şeyine kefil olduğuna söz vererek köye yerleşmesi için izin istedi. Muhtar da köyün ileri gelenlerinden birkaç kişiyi çağırıp görüş alışverişinde bulunduktan sonra Mustafa’nın isteğini kabul etti. Ayrıca kendisinin de her türlü desteği ve yardımı sağlayacağını belirtti. Köyün güney ucunda boş bir ev vardı. Sahibi yıllar önce ölmüştü. Onun da kimsesi olmadığı için ev öylece kalakalmıştı. Muhtardan izin aldıktan sonra bu evi hemen tamir edip, evin temizliğini yaptılar. Köylüler de el birliğiyle yardım ederek evi dayayıp döşediler. Kısa bir süre sonra da Mustafa köylülerden birinin kızıyla evlendirilerek ev bark sahibi olmuştu. Sami çok iyi bir duvar ustasıydı. Mustafa ile birlikte hem kendi köylerinde hem civar köylerde çalışarak iyi para kazanıyorlardı. Bazen ilçede de duvar işleri alarak para kazanıyorlardı. Duvar ustalığı her tarafta duyulmuştu. Onun üstüne usta tanımıyorlardı. Kimin duvar işi olsa, hemen Sami’nin kapısına dayanıyor, yapılacak işlerini ona veriyordu. İşleri o kadar yoğundu ki, aldıkları işleri sıraya koyup çalışıyorlardı. Aradan iki yıl geçmişti. Sami’nin çalışkanlığı, dürüstlüğü, samimiyeti, yardımseverliği köylünün dilinde destan olmuştu. Herkes ona “Samimi Sami” diyordu. Fakat Sami’nin sadece kötü bir huyu vardı. Ara sıra içki içiyordu. Mustafa, onun bu huyunu biliyordu. Birkaç defa bazı köylüler de bunu görmüşler fakat bir şey dememişlerdi. Nasıl olduysa Sami’nin bu durumu köyde dedikodulara sebep oldu. Kimi kimsesi olmayan, nereden geldiği bilinmeyen bu adamın günün birinde köyde kötü bir şey yapmayacağı ne malumdu? Çalışkanlığı ve dürüstlüğünü çekemeyenler böyle bir dedikodu çıkarmışlardı. Fakat köylüler bunu hiç önemsemiyorlardı. Dedikodular Mustafa’nın da kulağına gitmişti. Mustafa, Sami’nin bu kötü huyunu bırakması için çok uğraşmıştı fakat başarılı olamamıştı. Sami’yi kaybetmekten de korkuyordu. Onu bu huyundan vazgeçirmek için bir gün eve davet etti. Bu dedikodulardan Sami’nin de canı sıkılmıştı. Mustafa’nın evine gitmeden önce bir şişe içki aldı, siyah bir poşete koyup gitti. Eve vardığında her zamanki gibi Mustafa onu kapıda karşıladı. İçeri geçip oturdular. Mustafa, Sami’nin elindeki siyah poşette fark edince: “Poşette ne var Sami?” “Ne olacak Mustafa? Canım çok sıkıldı bugün.” “Hayırdır.” “Ne olduğunu biliyorsun.” “Kafana takma kardeşim. Herkes senin nasıl güzel bir insan olduğunu biliyor zaten.” “Öyle de…” Sohbet devam ederken Mustafa, Sami’den bir bardak istedi. Sami: “Olmaz Sami! Sana kaç defa bu laneti bırak dedim.” “Bırakacağım da canım sıkıldığında kendimi tutamıyorum.” “Hemen bırakmalısın. Sana yakışmıyor.” Sami içmede ısrar edince Mustafa: “Bak Sami, biz kardeş değil miyiz?” “Öyleyiz.” “Kardeşliğimizde samimiyiz değil mi?” “Öyleyiz.” “O zaman benim evimde içmeyeceksin.” Sohbetin tadı bozulmaya başlamıştı. Sami arada bir bardak isteyince Mustafa’nın da sinirleri geriliyordu: “Bak Sami, illa ki içeceksen evden çıkmalısın. Hatta bahçenin de dışına çıkmalısın.” “Öyle mi?” “Öyle.” “Peki, öyle olsun.” Sami ayağa kalkarak, müsaade isteyip evden ayrıldı. Aradan birkaç gün geçmişti. Sami, Mustafa’yı evine davet etti. Hal hatır sorulduktan sonra Sami: “Ne içersin Mustafa?” “Çay.” “Evde çay içmiyoruz Mustafa.” “Evde çay içmiyoruz da ne demek?” “Sadece içki içiyoruz. İstersen bir bardak doldurayım.” “Dalga mı geçiyorsun Sami? İçmediğimi biliyorsun. Hem içki dinimizde de haramdır.” “Valla çay içmek istiyorsan evden çıkmalısın. Hatta bahçenin dışına çıkmalısın.” “Çayla içki aynı şey mi Sami? Peygamber Efendimiz de içki için ‘Bütün kötülüklerin anasıdır.’ diyor.” “Evde çay yok valla, sen bilirsin.” Mustafa iyice kırılmıştı. Ayağa kalktı. Veda etmeden evden çıktı. Sami arkasından bakakaldı. Çok sevdiği arkadaşını kaybetmek üzereydi. Peygamber Efendimizin “İçki bütün kötülüklerin anasıdır.” sözü kendisini çok etkilemişti. Hemen ayağa kalktı. Dışarı fırladı. Mustafa tam bahçe kapısını açmıştı ki arkasından seslendi. Koşa koşa yanına vardı. Arkadaşına sarılıp yaptığından dolayı özür diledi. Mustafa da aslında kendisinin de hata yaptığını söyledi. İki arkadaş birbirlerine bir daha sarıldılar. Sami, Mustafa’yı bahçe kapısından çevirip tekrar eve davet etti ve başından geçenleri anlattı: “Ben yetim doğdum, atlı yaşında öksüz kaldım. Doğmadan önce babam, altı yaşındayken de annem öldü. Bana bakacak kimsem yoktu. Annem de ölünce beni komşumuz olan yaşlı bir teyze büyüttü beni. Yirmi yaşına kadar bu yaşlı teyzeyle birlikte yaşadım. Ona annem gibi bakıyor, yaşlı teyze de beni evlatlarından daha çok seviyordu. Yaşlı teyze de ölünce, bu teyzenin çocukları beni evden çıkardılar. Ben de Van’ı terk ederek Eskişehir’e gittim, inşaat işlerinde çalışarak hayatımı devam ettirmeye çalıştım. Bugüne kadar bunu senden sakladım. Senin ve köylülerin bütün güzelliklerine şahit oldum. Artık bugünden sonra içki de içmeyeceğime dair sana söz veriyorum. Bugünden sonra namaz kılmaya da başlayacağım.” Mustafa, Sami’ye hayretler içinde bakıyordu. Nefesini tutmuş onu dinliyordu. Sami devam etti: “Önemli olan insanların erdemli olmasıdır. Ne yediği, ne içtiği, ne giydiği, nasıl yaşadığı çok da önemli değildir. Beni evine davet ettiğin gün evinde bana içki içirmemen doğru bir davranıştı. Ama beni evden kovarcasına azarlaman kötüydü. Ben de buna karşılık sana bir ders vermek istedim. Yoksa evde dünya kadar çay var.” Mustafa’nın gözleri dolmuş, ağlamaya başlamıştı. Mustafa Müslüman’dı ama o da güne kadar namaz kılmamıştı. O günden sonra her iki arkadaş da namaz kılmaya başladılar. Sami, bir kez daha samimiyetini ispatlamıştı.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.