Zaman Makinesi / Mehmed Fatih Kıdık
Artık sadece babaanne ve anneanne evlerinde görülen bu zaman makinası; en huzurlu aile toplantılarının mihmandarıdır.
Huzursuz ettiği de olur elbette. Metruk bir evde çocukları ve ana babaları zehirleyen, ardından sönen bu soba 19:00 ana haber bültenlerinde yakar içimizi.
Zaman makinası demiştim; 3+1 , kombili, 165 metrekare evlerde aklımıza çok gelmez. Ama bayramlarda Sıla-i rahimde sık duyduğumuz bir hayıflanma yapışır üzerimize. Ya da zamanda yolculuğun abra kadabrası demek daha doğru olur : hey gidi.
“Hey” derken göğüs kafesimizin inmesi ile bir tür psikoanalitik durum peydah olur gidiveririz çocukluğumuza. Üzerine kestaneler koyup pişmesini beklediğimiz – ki biran önce de pişmez-, Mandalina ve portakal kabukları koyup güzel rayihalarla donattığımız sobalı evimizin içinde buluruz kendimizi. Bir de güğüm vardır ki sorma gitsin.Sobanın dantelidir güğüm. İçinde ki su muhakkak işe yarar. Yaramasa bile görüntüsü, çizgi film karakterine benzeyen o komik ağzı ile süsler üzerini. “Hey” çok uzadı galiba. Manasız bir “gidi” ile en az onun kadar anlamsız günümüze geri geliriz birden. Bu kısa ve güzel zaman yolculuğu kusursuz bitemezdi elbette sıkıcı, bayağı cümleler gelir oturur muhabbet sofrasına “ Zaman su gibi akıp geçiyor”.
Rusya ve İran’la imzalanan milyar dolarlık doğalgaz antlaşmaları gibi Zaman; önce sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocakta ki ocağın, ardından sobaların dumanını kesiverdi. Rahat da oldu aslında ama bir huzursuzluk yok değil.
Neyse ne demiştik zaman su gibi miydi neydi.
Eğer zaman su gibi akıp gidiyorsa biz yaşamaya zirveden başlamışız azizim. Öyle değil mi ? Suyun yokuş yukarı aktığı görülmemiş şeydir.