Yanan Sakal \ Gürgün KARAMAN
Yanan Sakal
Ota boylu, sevecen bir insandı. Tombul, küçük bir yüzü vardı. Yüzü, başına oranla daha büyüktü. Alnı dar, saçları da biraz kıvırcıktı. Bembeyaz sakalları vardı. Sakallarını olabildiğince uzatırdı. Cebinde sürekli tarak taşırdı. Eli iki de bir cebine gider, tarağı çıkarır; uzun, beyaz sakallarını tarardı. Hac ibadetini yaptığı için herkes ona Hacı Abdullah derdi. Geniş, gri ceketini giyer, takkesini başına takar, sabahın erken saatlerinde kazma küreği alır; çayır, tarla sulamaya giderdi. Yakından geçen derelerden arklar açar; tarla ve çayırları akşama kadar sulardı. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahipti. Bir an bile olsun yerinde durmazdı. Hacı olduğu halde sigarayı bir türlü bırakamamıştı. Tütün içiyordu. En çok da pipo içmeyi seviyordu. Torunu Ahmet, dedesinin sigarayı bırakması için ona resimler gösteriyor, videolar izletiyordu. Sigaranın zararlarından sürekli söz ediyor, onu bu kötü alışkanlığından vazgeçirmeye çalışıyordu. Dedesini vazgeçirmek için çok uğraşmıştı fakat bir türlü başarılı olamamıştı. Ahmet çok zeki, kurnaz bir çocuktu. Dedesini de aşırı seviyordu. Birgün sabah erkenden kalktı. Dedesi hala uyuyordu. Dedesinin cebinden çakmağı çıkardı. Çakmağın gaz ayarını sonuna kadar açtı. Tekrar cebine koydu. Dedesi, kahvaltısını yaptıktan sonra kazmayla küreği alarak tarlalara doğru yola çıktı. Tarlanın başına vardığında küreği yere bıraktı. Kazmanın sapına yaslanarak yere çömeldi. Gün boyunca ne yapacağını kararlaştırmak için tarlalara göz gezdirmeye başladı. Bunu her seferinde yapardı. Cebinden tütün tabakasını çıkardı. Bir sigara sardı. Elini cebine attı. Çakmağını çıkardı. Çakmağı çakmasıyla, gaz ayarı sonuna kadar açık olan çakmağın alevleri sakalını tutuşturdu. Neye uğradığını şaşırdı. Allah’tan hemen önünden ark geçiyordu. Ani bir refleksle elini suya daldırıp sakalına, yüzüne su serpti. Fakat iş işten geçmişti. O güzelim sakalların yarısından fazlası yanmıştı. Kendisine kızmaya başladı. Tütün tabaksını yere fırlattı. O sinirle, hiçbir şey yapmadan eve geri döndü. Başından geçeni anlattı. Yüzünde de hafif yanık oluşmuştu. Hemen hastaneye götürdüler. Yanında torunu Ahmet de vardı. Belli etmeden bir taraftan gülüyor, bir taraftan da üzülüyordu. Dedesine ikide bir: “Sana, defalarca sigarayı bırak dedim dedeciğim. Ama sen beni dinlemedin ki!” “Yaşlılık evladım. Merak etme, bir şey olmaz.” Hastanede gerekli tedavi yapıldı. Hacının eşi, gelini ve torunu, onu sigarayı bırakması için hastanedeki Sigara Bırakma Polikliniğine götürdüler. Eve döndüklerinde Hacı Abdullah, bir daha sigara içmeyeceğine dair torununa söz verdi. Aradan üç ay geçmişti. Torunu “Dedem artık sigarayı kesin bıraktı. Ona artık gerçeği söyleyebilirim.” diye düşündü. Akşam yemeğinden sonra: “Dedeciğim, sana çok önemli bir şey söylemem lazım.” “Söyle güzel torunum.” “Hani sakalını yanmıştı ya…” “Evet.” “Olayın nasıl olduğunu hatırlıyor musun?” “Tabi ki, çakmak patlamıştı.” “Kızmayacağına dair söz ver.” “Söz veriyorum.” “Kusura bakma dedeciğim. Bana başka bir çare bırakmadın. Çakmağın gaz ayarını sonun kadar ben açtım.” Herkes gülmeye başlamıştı. Hacı, biraz da kızarak bağırdı: “Çabuk bana tütün tabakamı getirin.” “Bir daha içmeyeceğine söz verdin dede.” “Şaka yapıyorum, güzel torunum. Bir daha o zehri içer miyim?” Torunu, dedesinin boynuna sarılarak birlikte gülmeye başladılar. Hacı Abdullah, ölünceye kadar tütün tabakasıyla piposunu hatıra olarak sakladı.