Bingol Şewti! \ Gürgün KARAMAN
Bingol Şewti!
Başında el örgülü kalın takkesi; gri, kısa paltosu, elinde bastonu, ayaklarında geniş lastik ayakkabısı, o dükkân senin bu dükkân benim, gün boyunca çarşıdaki tüm esnafı dolaşırdı. Paltosunun, pantolonun birçok yerinde yamalar vardı. Bütün kahvehanelere girip çıkardı. Yürürken, bacaklarını taşımakta zorlandığı için ayaklarını sürüye sürüye yürümeye çalışırdı. Bu nedenle ayağındaki ayakkabılar da yere sürtünür, çabuk yıpranıp yırtılırlardı. Dizleri tutmuyordu. İncecik bacakları vardı. Bir deri bir kemikti. Öyle zayıftı ki üfleseniz, sanki hemen yere düşüverecekti. Yeme içmesini tek başına başaramazdı. Sağlıklı yemek yemesi için mutlaka birilerinin ona yardımcı olması gerekirdi. Yemek yerken elleri titrer, yemeği üstüne başına dökerdi. Elinde sürekli siyah bir poşet, bu poşetin içinde de somun ekmek parçaları bulundururdu. Arada bir poşetten bir parça ekmek çıkarır yer, yanında su varsa üzerine su içerdi. Tacettin kimsesizdi. Hiç evlenmemişti. Bastonundan destek alarak, paytak paytak zorlukla yürürdü. Ayaklarını kendisiyle sürüyerek üç beş adım atınca çöker, dinlenir, tekrar yürümeye başlardı. Beş dakikada varılacak yere, yarım saatte ancak varırdı. Bakacak kimsesi olmadığı için Sultan Dayı onu yanına almıştı. Tüm ihtiyaçlarını karşılıyordu. Tacettin, Sultan Dayı’nın kaynıydı. Tacettin’in köyde kimsesi olmadığı için yanına almıştı. Bazen kaybolurdu. Sultan Dayı ve eşi Şerife Teyze onu aramaya çıkarlardı. Bulunca da ilerlemiş yaşına rağmen Sultan Dayı, onu sırtına alıp eve kadar taşırdı. Sultan Dayı çok merhametli bir insandı. Çocuklarından daha iyi bakardı ona. Çarşıyla ev arası bir kilometreydi. Sabah oldu mu çarşıya çıkar, akşam oldu mu eve dönerdi. Yoldan gelip geçen at arabaları, taksiler, minibüsler onu gördü mü hemen durup bindirirler, istediği yere bırakırlardı. Tacettin, karşılaştığı herkese şu şarkıyı söylerdi: “Bingol Şewti (Bingöl yandı) Mıj dumana (Sisli ve dumanlıdır) Megri megri (Ağlama ağlama) Dayê megri (Anam ağlama)” Sadece bu dörtlüğü söylerdi. Şarkının gerisi gelmezdi. Bu dörtlük biter biter bitmez, hemen elini uzatır: “Allah rızası için bir sadaka.” derdi. Bingöl üzerine söylenen bu şarkıdaki duygusallıkla “Allah rızası” birleşince, Tacettin’i kırmak mümkün olmazdı. Eller hemen cebe gider; gönülden ne koptuysa verilirdi. Çarşıda görünmediği gün, eksikliği hemen hissedilirdi.
***
Lise ikinci sınıfa gidiyordum. Okul çıkışı çarşıya uğradım. İhtiyaçlarımı giderdikten sonra eve doğru yola çıktım. Yolun kenarında elektrik direkleri diziliydi. İkici sırada yüksek gerilim hatları geçiyordu. Koca koca direklerdi. Dikilen bu direklerin dev bacakları vardı. Yol boyunca tek bir ağaç dikilmemişti. Ne belediyenin, ne toplumun ne de diğer kurum ve kuruluşların böyle bir derdi yoktu. Mahallelere yolcu taşıyacak servisler de yoktu. Herkes mahalleden çarşıya yaya gidip gelirdi. At arabaları, ilçedeki bir numaralı yük taşıma araçlarıydı. Yükler fazla oldu mu birkaç kişi birleşir, bir at arabası kiralar, mahalleye öyle giderlerdi. Yol boyunca atların dışkısı nizami bir şekilde dizili halde göze çarpardı. Etrafa bu dışkıların kokusu yayılırdı. Eve yaklaşık iki yüz elli, üç yüz metre kalmıştı. Yüksek gerilim hattını taşıyan o dev direklerin bacakları arasında bir şey çarptı gözüme. Bu yüksek gerilim hatları çok tehlikeliydi. Dikkat kesildim. Bir insan siluetiydi. Merak edip yoldan saptım. Yanına vardığımda Tacettin, paltosuna sarılmış uyuyordu. Güneş de tam batmak üzereydi. Çarşıdan eve gelirken, o incecik bacaklarının takati yetmemiş, uzanmış yatıyordu. Seslenip kaldırdım. Hemen su var mı diye sordu. Yanımda su yoktu. Yürüyecek durumda değildi. Yürümesi için koluna girdim. Ayakta bile duramıyordu. Sırtımdaki çantayı onun sırtına taktım. Tacettin’i sırtlayıp taşımaya başladım. Sırtımdayken ara sıra Bingol Şewti şarkısını mırıldanıyordu. Yorulunca ara sıra dinlenmek için yere bırakıyordum. Yere bırakınca da “Allah razı olsun, Allah razı olsun. Bingol Şewti, Bingol Şewti. Allah rızası için bir sadaka.” diyordu. Dinlendikten sonra tekrar sırtlayıp yürümeye devam ediyordum. Sultan Dayı’nın bahçe kapısına kadar getirip bıraktım. Tahtadan yapılma bahçe kapısını çaldım. Şerife Teyze bahçedeydi. Kapıyı açıp, teşekkür etti. Ben de Tacettin’le geçirdiğim bu vaktin mutluluğuyla eve geldim. Aradan bir iki gün geçmişti. Tacettin ortalıklarda görünmüyordu Onu eve bıraktığım günün akşamında hastaneye kaldırmışlar. İki gün sonra da vefat etmişti. Taziyesine gittim. Gözlerim sulanmış, kulaklarımda “Bingol Şewti” şarkısı çınlıyordu.