BİR BABET, İKİ HAYAT, ÜÇ ÜLKE 3 \ Faysal DEMİR
FİLİSTİN
İki yıla aşkın bir esaretten sonra bir ay öncesinde serbest bırakılan Basil, çatışmalardan geriye kalan evinin yıkık halini gördüğünde ailesine dair umutları kalmamıştı. Basil, en son iki hafta öncesinde Gazze’nin Beyt Lahiye semtindeki kampta ailesinden kalan tek kişi olan dokuz yaşındaki kızı Lina’yı gördüğünde hayata dair yeniden yaşama arzusu canlanmıştı. Basil, bir protesto sonucu gözaltına alınmış ve kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Altı ay sonrasında bir saldırı sonucu ailesinin kaldığı eve top isabet etmesi sonucu eşi Haniye, büyük kızı Mona ve oğlu Raşid şehit olmuşlardı. Küçük kızı Lina ise oyun oynamak için çıktığı avluda sağ kurtulmuştu. Sonrasında Filistinli mücahitler tarafından kampa bırakılıp koruma altına alınmıştı. Esaretten kurtulan Basil kendini biraz toparladıktan sonra kampta dolaşırken kızına rast gelmiş, o gün adeta yeniden doğmuştu. Baba – kız iki haftadan beridir hasret giderip yeniden birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Sıkıntılı zamanlar geçiren Basil kızını bağrına basmış, kızının attığı her adımda yanında bitiyordu. Parasız ve işsiz olan Basil, kampta verilen yardımlar ile hayata tutunuyordu; lakin onu ayakta kalmakta zorlayan şey ise kızının ayağında ayakkabının olmamasıydı. Lina, sürekli geceleri ayağının ağrımasından dolayı acı çekerdi. Baba Basil de bunu hissettikçe kahrolurdu. Yine ağlamaklı bir gecenin sabahında Basil durumu kamp sorumlusuna bildirmişti. Kendisine bu konuda bilgilerinin olduğunu ve en kısa zamanda gelen yardımlarda kızına bu konuda gerekli yardımın yapılacağı söylenmişti. İki gün sonra Türkiye’den gelen yardımların kampa ulaştığı haberi gelince baba kız buna çok sevinmişlerdi. Öğleye doğru baba Basil’e haber verildi. Yardım yapılan yere gelmesi istendi ve kızı için Basil koşar adımlarla çağırılan yere gitti.
Kamp sorumlusu İbrahim Basil’e seslenerek onu yanına çağırdı:
-Basil ağabey hoş geldin, gel bakalım seni biriyle tanıştırayım. Bu Sait ağabeyimiz Türkiye’den gelen yardımları bize ulaştıran kişi. Allah kendilerinden razı olsun. Belki sana ve kızına da bir el uzatırlar.
-Hoş geldiniz Sait kardeş.
-Hoş bulduk Basil kardeş. Nasılsın? İbrahim bana senden bahsetti. Allah yardımcınız olsun, bu zulüm biter inşallah.
-Sağ ol Sait kardeş, inşallah sizlerin desteği ile zafer mazlumların olacaktır.
-İnşallah, inşallah Basil kardeşim. Gel, bir oturup hasbihal edelim biraz.
Uzunca bir muhabbetle Sait, Türkiye‘yi, onların desteğini, durumunu anlatırken Basil de başından geçenleri anlatıyordu. Konuşurken bazen düğüm düğüm olan boğazından sesler kısık çıkıyor, gözleri yaşlarla doluyordu ama Sait’in ona sarılarak acısına ortak olduğunu göstermesi onun acısını hafifletiyordu. Muhabbetleri saatlerce süren bu insanların konuşmaları İbrahim’in seslenmesi ile sonlanmıştı.
-Sait kardeşim yardımlar indirilip ihtiyaç sahiplerine verildi ve arkadaşlarınız da hazır.
-Sağ ol İbrahim kardeş. Size zahmet Basil kardeşimiz için olan paketi getirebilir misiniz?
-Elbette hazır. Getirdim, burada kardeşimizin paketi.
-O halde verelim de Basil kardeşimiz ile sevgili kızımız mutlu olsunlar.
Yüzündeki utangaç ve masum haliyle ne diyeceğini bilemeyen Basil Sait’in yüzüne bakarak ‘’Allah razı olsun. ‘’ diyebildi ancak. Paketi teslim eden Sait elinde bir de zarf uzatarak paket sahibi tarafından yollandığını ve dualarını eksik etmemelerini istediğini söyledi. Bir yerdeki koliye bir Sait’e bakan Basil ağlamaklı haliyle kucakladı onu sımsıkı. Aynı şekilde Sait de onu sımsıkı kucakladı. Daha sonra toparlanan ikili göz göze geldi ve Sait başladı konuşmaya:
-Basil kardeş bu koli doktor olan ağabeyimiz Halil Bey tarafından yollandı, içinde size ve kızınıza ait eşyalar bulunuyor. Umarım ufak da olsa katkımız olmuştur, dualarınız eksik etmezsiniz inşallah. Kendisi sürekli yanınızda yer alan, destek olan ve Türkiye’deki çalışmalarımızın başında yer alan isimlerden. Bu yüzden kıymetli bir insandır bizler için. Olur da ülkemize yolunuz düşerse sizi misafir etmekten büyük mutluluk duyacaktır.
-Sait kardeş, ne desem az kalır. Rabbim sizleri başımızdan eksik etmesin, var olun! Bizlere olan desteğiniz bizi güçlü kılıyor. Allah razı olsun. İnşallah nasip olur da yolumuz düşerse ülkenize mutlaka size misafir olmayı isteriz. Halil kardeşimize de bunu ilet ve selam söyle. Gönlümüzde yer etmiştir varlığı.
Bu sıcak ve samimi muhabbetten sonra Sait ve arkadaşları oradaki insanlarla tek tek kucaklaşıp, helallik isteyip ülkeye geri dönmek için yola koyuldular; arkalarında dualarını almış ve gönüllerini fethetmiş bir grup mazlum insanı bırakarak uzaklaştılar. Basil de kamptaki her mazlum Filistinli gibi kardeş ülkeden gelen o samimi ve inançlı insanların ardından dua ederek, kolisini kucaklayarak kızına doğru yol aldı. Çadıra varır varmaz kızı ile göz göze gelen Basil o gözlerindeki parlaklığı ile kızının gülüşündeki aydınlığı birleştirerek, kızına sıkıca sarılıp, öptükten sonra dönüp Lina’ya;
-Bak güzel kızım, güzel ülke Türkiye’den güzel amcaların bize hediyeler yollamışlar! Açıp bakalım kızıma neler yollamışlar, olmaz mı?
-Bu büyük paket bizim mi şimdi babacığım! İçinde ne var, merak ettim şimdi.
-Evet, güzel kızım, bizim şimdi açıp bakalım ne var içinde.
-Aç baba aç, merak ettim. Oyuncak da var mı içinde acaba?
-Dur kızım, heyecanlanma bakalım.
-Tamam babacığım.
Kolinin sarılı bantlarını yırtıp kutunun ağzını açan Basil paketten çıkanları sırayla avuçlarının içine alarak kızına gösterip yanına bırakıyordu. Heyecanla ayağındaki çıplaklığı ve acıyı unutan Lina, dört göz paketten çıkacak bir oyuncak bekliyordu. Basil önce kendileri için hazırlanmış gıda paketlerini çıkarıp bir kenara bıraktı ve sonrasında bir erkek paltosu yanında bir bere, atkı, eldiven üçlüsü iki pantolon bir çift ayakkabı ve üzerinde PİR-İ İNTİFADA Şeyh Ahmet YASİN yazan bir kitap vardı. Bunu gören Basil iyice duygulandı ve kızıyla göz göze gelince hemen gözlerini kaçırıp, elindekileri bırakıp kızı için olan eşyaları çıkarmaya çalıştı. Heyecanla babasının elini izleyen Lİna nihayet babasının elinde kendisine ait olduğunu anladığı bir paket gördü. Bir çırpıda paketi kaptı. Paketten çıkan boydan bir elbise bir badi ve çiçekli bir pantolon… Ve bunların hepsini görmezden gelen Lina… Sadece pamuk gibi yumuşak olan, siyah beyaz oyuncak ayıyı kucaklayıp ‘’Yaşasın, yaşasın oyuncağım var baba, oyuncağım var!’’ diye mutluluktan zıplayıp bağırıyordu. Bir an kızının o halini gören Basil kendisi de neredeyse zıplayacak gibi olmuştu. Sonra birden toparlanan Basil kızına seslendi.
-Lina kızım tamam sonra oynarsın oyuncağınla, hadi şimdi eşyalarını toplar mısın yerden?
-Tamam, babacığım, dedi Lina
Oyuncağını bir kenara bırakıp diğer eşyalarını almaya başladı Lina. Basil’i derin düşüncelere sokan ve kızının ayağına bakarak hüzünlendiren duygudan, gözünün biran takıldığı kolinin içindeki bir başka paket uyandırmıştı. Pakete uzanıp eline alan Basil üzerindeki Arapça çevirisiyle yazılmış olan notu okudu ‘’ Türkiye’deki kardeşiniz Halil’den Filistinli kardeşime selamlar… Eğer bu notu okuyorsanız bilin ki Türkiye’de bir eviniz var. Dua ve selametle…’’ Notu okuduktan sonra paketi açan Basil az önce girdiği bütün ruh halinden kurtulup gördüğü sürpriz şey karşısında mutluluğunu gizleyememişti. Bir elindeki kırmızı babete bir kızına bakıp gülümsüyordu. Bir süre kızını ve ayakkabıyı izledikten sonra kendine gelerek oyuncağına dalmış olan kızına seslendi.
-Kızım Lina, babana bakar mısın?
-Buyur babacığım.
-Bak bakalım burada ne var?
(Ellerini arkaya almış olan babasına heyecanla bakan Lina)
-Elinde ne var baba?
(Birden elindeki babetleri çıkarıp kızına doğru tutan baba Basil)
-Güzel kızımın güzel ayakkabıları var bak. (Gülümseyerek gel al işareti yaptı)
Ayakkabıları gören Lina heyecandan bir elindeki oyuncağa bir babasına bir de ayağına bakıyordu. Bir anda heyecanlanan Lina elindeki oyuncağı unutup babasına doğru koşup bir çırpıda babasından babetleri aldı. Kızının heyecanını gören baba mutluluktan ağlarken, bir yandan da kızının heyecanını, mutluluğunu görerek hem içinden dua ediyor hem de kızının başını okşuyordu. Lina gördüğü ayakkabının karşısında hem diğer eşyaları hem de oyuncağını unutmuştu. O, artık tamamen sahip olduğu yeni kırmızı babetleriyle meşguldü, babetleri bir giyip bir çıkarıyordu. Mutluluktan babasının etrafında dakikalarca dolanıp durdu. Daha sonra yorulan Lina babasına acıktığını söyledi. Basil de hemen dağılan eşyaları toplayıp bir kenara koydu. Gelen gıda yardımlarının içinden malzeme alıp kızına sıcak bir çorba pişirdi. Çorbayı içirdikten sonra yorulup yorgun düşen kızını yatağına yatırıp üstünü örttü. Uykuya dalan kızının oyuncaklarını ve elbiselerini yanına bırakan baba Basil kızının babetlerini de tekrar paketine koyup başucuna bıraktı. Hafif uyanık olan Lina elini babetlerin olduğu pakete uzatıp kendisine doğru çekip sımsıkı tutarak uykuya daldı. Saatin iyice ilerlediğini gören Basil yanında bulunan radyoyu açıp olan bitenden haberdar olmaya çalışıyordu. Bir iki dakikalık uğraştan sonra frekansı ayarlayan Basil daha ajansa beş dakika kaldığını görerek radyoyu yere bıraktı. Sözleri Halil CİBRAN’a ait olan (bana neyi ver) ve sanatçı Fairuz’un seslendirdiği şarkıyı dinledi haberler çıkana kadar. Tam uzanmış kendini şarkıya kaptırmıştı ki birden yükselen bir ses ile irkilip yerinden fırladı. Çadırın kapısına gelip ne olduğunu sormaya kalmadan sesler iyice yaklaşmıştı.
-Kaçın, kaçın! Saldırı var, kaçın!
-Katiller
-Allah sizi kahretsin düşman!
-Rabim biz mazlumlara yardım et…
Sesler birbirine karışırken üzerine gökten yağan kurşun ve bomba sesleri de eklenmişti. Ortalık kaos haline dönüştü birden. Basil kızım deyip tam dönecekken ayağının dibinde gelen sesle kendini yerde buldu. Yerinden kalkıp doğrulacakken bir büyük sesle daha yerinde kalakaldı. Her yer karardı bir anda kalkamadığını hisseden ve yıkılan Basil kızına seslenirken sesi boğazında kaldı Li.. diye duraksadı ve gözleri kapanırken babaaaa sesinin yanında az önce açtığı radyodan gelen:
‘’Sen hiç geceleyin otları altına yatak
Gökyüzünü üstüne yorgan yaptın mı?
Geleceği umursamadan geçmişi unutarak
Bana neyi ver ve şarkı söyle
Zira nağmeler kalplerin dengesidir
Günahlar yok olunca geriye kalan neyin iniltisidir
Bana neyi ver ve şarkı söyle
Unut derdi ve devayı
İnsanlar satırlardır ancak su ile yazılı.’’
Müzik sesleri ile bomba sesleri birbirine karışırken Basil vücudunda hissettiği sıcaklık ile tamamen olduğu yerde kalakaldı. Basil tamamen karanlığa dönen dünyasından ancak 28 saat sonra kulağında yabancı olduğu yeni sesler ile uyandı.
(Başında elinde bir çeşit ilaç olan ve ona bakarak gülümseyen bir kadının olduğunu gören ve etrafına baktığında hastanede ve yabancı bir yerde olduğunu anlayan Basil, kendisine seslenen hemşirenin sesiyle şaşkınlığını atarak kadının sesine kulak verdi.
-Geçmiş olsun. Şükür iyisiniz, aramıza hoş geldiniz; Türkiye’ ye hoş geldiniz.
ERTESİ GÜN GAZETELERDE MANŞET:
GAZZE’YE YAPILAN HAVA SALDRIRISNDA YÜZLERCE FİLİSTİNLİ ŞEHİT OLDU. DİRENİŞİN SEMBOL İSMİ İKİ BACAĞI OLMAYAN GAZİ MUSAB ŞEHİT OLDU…