BİR BABET, İKİ HAYAT, ÜÇ ÜLKE 4 \ Faysal DEMİR
TÜRKİYE
Yorucu ve yoğun bir günün ardından huzurla uykuya dalıp giden Halil Bey geceden kalbine tuttuğu ışığı sabah kendisini kahvaltı için uyandıran eşine gözbebeklerinden eşine doğru tuttu ve hemen yerinden kalkıp geleceğini söyledi. Huzurlu bir uykunun ardından hazırlanıp kahvaltı için mutfağa giden Halil Bey önce eşine kahvaltı için teşekkür edip masaya oturdu. Kahvaltıya başlamadan gözü boş sandalyelere takılan Halil Bey, belli ki okumak için başka şehirde olan çocuklarını özlemişti, onları düşündü biran. Sonra tekrar eşine dönerek gülümsedi ve ekledi:
-Sanırım yaşlandık hanım, baksana çocuklar büyüdü gitti.
-Aman bey ne yaşlanması Allah aşkına çocuklar okula gidiyor daha bir yere gittikleri yok.
Sonrasında ikisi de gülümseyerek kahvaltılarını yapmaya devam ettiler. Güzel bir kahvaltı sonrası hazırlanıp evden çıkan Halil Bey, dün gece yaşanan hadiselerden bihaber kendisini çaya davet eden Sait Bey’e uğrayıp oradan hastaneye gitme planı yapıyordu. Yirmi dakikalık bir yürüyüş sonrası Sait Bey’in kapısını çalan Halil Bey kendisini üzgün bir yüz ile karşılayan Sait Bey’e selam ederek sarıldı. Sonra içeri girdiler. Yaşananlardan habersiz olan Halil Bey’e, Sait Bey anlattı. Dün kendisinin orada bulunduğu ve yardımları dağıttıkları kampa gece geç saatlerde saldırı yapıldığını ve çokça insanın öldüğünü ve bağlantı kurmakta sıkıntı yaşadıklarını, yalnız birkaç ailenin ve yaralının Türkiye’ye getirilmeye çalışıldığını söyledi. Duydukları karşısında şok olan Halil Bey ne yapacağını bilemedi. Daha bir gün öncesinde batan teknede ölen onca savaş mağduru Suriyeli aileden sonra gece yaşanan bir başka acı olay içindeki kısa süreli huzuru yok etti, içi acıdı, ağlamaklı hale geldi. Omzuna dokunan Sait Bey’le göz göze geldiler ve üzgün bir şekilde, bir çay içip hemen hastaneye gideceğini söyledi. Aldığı haberin üzüntüsü ile hastaneye giden Halil Bey dün batan teknede son anda boğulmaktan kurtarılıp kızı ile hastaneye getirilen Agâh ve Eflin’i görüp durumlarını kontrol etti. Önceki gece yaşanan olayda oğlu Asaf’ı kaybeden baba kızını karaya çıkarıp tekrar oğlunu kurtarma çabasına girerken kendisi de boğulmaktan son anda kurtarılıp Halil Bey’in olduğu hastaneye getirilmişti. Halil Bey o gün kendisine müdahale edip tekrar yaşama dönmesine vesile olmuştu Agâh’ın. Kendisine daha sonra oğlunun kıyıya vuran cansız bedeninin bulunduğu söylenmişti. Önce evini, iş yerini, eşini ve ülkesini kaybeden babanın geriye kalan tek tesellisi kızı Eflin olmuştu. Yarı çıplak ayakla babasının başında bekleyen Eflin babasının elini sımsıkı tutmuştu. Sabah kendisine seslenen kişi de hemşire Betül Hanım olmuştu. Halil Bey’in neredeyse sağ koluydu. Onun olmadığı zamanlar bütün işleri Betül Hanım layığıyla yapıyordu. O gece de öyle yapmıştı ve sabah Agâh onun sesiyle uyanmıştı. Halil Bey bütün hastaları ile özenle ilgilenen bir insandı. Sadece doktorluk görevini değil insanlık görevini de hakkıyla yapan bir insandı. Bu yüzden hastane tarafında çokça sevilen biriydi. Yine aynı şekilde bir doktordan çok ailesiymiş gibi ilgileniyordu. Kısa bir muhabbetten sonra iyi olana kadar kendisini burada misafir edeceğini söyleyen Halil Bey her türlü sıkıntıda Betül Hanım aracılığıyla kendisine iletilmesini istedi ve odasına geçti. Birkaç saatlik çalışma sonrasında sürekli aklı gece yaşanan olayda kalmıştı ki bir telefon geldi. Arayan başhekimdi. Dün gece Gazze’de yaşanan patlamada hastanelerde de zarar olduğundan Türkiye’den giden özel bir yardım uçağı ile bazı yaralıların ülkeye getirildiği ve bulundukları hastanede de birkaçını tedavi altına alınacağını, bunun için de kendisinin hazır olması istenmişti.
Peki, o gece neler yaşandı. O gece Gazze saldırıya uğramış, birçok yer bombalanmış, sivillerin yaşandığı kamplar ateş altına alınmış, yüzlerce insan öldürülmüştü. Hastaneler dahi zarar görmüş uluslararası arabulucularla Türkiye’den yardım ekibi gönderilip, birtakım tıbbı müdahaleler yapılıp yaralı insanların bir kısmı Türkiye’ye getirilmişti. Sabah saatlerine doğru giden ekip ancak öğleye doğru Türkiye’ye dönüş yapmıştı. Gelen yaralı insanların içinde o gece vurulan Basil ve kızı Lina da vardı. Basil o gece ilk patlamada hafif yara almış yerde yatarken, ikinci bir patlamada yan çadırda kalan, daha önce gazi olan tekerlekli sandalye de yaşayan Musab kendisini ona siper etmiş üzerine atlamıştı ve Basilin yaralı olarak kurtulmasını sağlamıştı. Basil ikinci patlamada da karnında aldığı darbe ile kan kaybetmiş ve duyduğu son sesler ile gözleri kapanmış ve bayılmıştı… Yerinden korkuyla hareket etmeyen kızı Lina yine o kaostan yara almadan kurtulmuştu; bu onun ikinci kez böyle ucu ucuna kurtulmasıydı. Çatışma ve patlamadan sonra yaralı halde olan Baba Basil ve kızı Lina öğleye doğru Türkiye’ye getirilmiş ve müdahale için Halil Bey’in olduğu hastanede ameliyata alınmıştı. Ameliyat için Basil’in başında yine o güzel yürekli insan vardı. Hemen ameliyata başlayan Halil Bey ve çalışma arkadaşları uzun süren bir ameliyat ile Basil’in vücuduna isabet eden parçalar alınmış, kan durdurulmuştu. Neredeyse beş saat süren ameliyat sonrası acil kan ihtiyacı olan Basil için kan ilanı verilmiş ve hemen bulunması istenilen kanın hastanede mevcut olmaması biraz tedirginlik yaratmıştı. Bu sırada yaşananlardan haberdar olan Agâh, kendisinin de kan verebileceğini söylemesi üzerine gerekli çalışma yapılmış olup kanın uygun olduğu ortaya çıkan Agâh’tan kan alınıp Basil yeniden hayata döndürülmüştü. Yaşanan olay hastane ekibini ve Agâh’ı çok sevindirmişti. Agâh kısa sürede yaşadığı kayıplar ve bir gün öncesi ölüm ile burun buruna geldiği bu hayatta bu sefer bir insanın hayatta kalmasına vesile olmuştu. Evet, belki de onun o saatte orada olması Allah’ın bir takdiriydi ve imtihanıydı. Enkaz altında bir insanın bir başka enkaz altındaki insana el uzatması gibiydi. İkisinin birden enkazdan kurtulmasının mucizesiydi bu. Uzun soluklu bu mücadelenin sonunda Basil hayata tutunmuş, yoğun bakım ünitesinden çıkarılıp Agâh ile aynı odaya alınmış ve uyanması beklenmişti. Evet, artık iki ayrı acının ortak noktası aynı yerde bulunmalarına sebep olmuştu. İki baba, iki kız aynı hastane odasında ve ardından bıraktıkları onca kayıp ile şimdi bir aradaydılar. İki hayat hikâyesinin de kahramanı hiç şüphesiz Halil Bey’di ve sonraki gün karşılaşacağı sürprizden habersiz olarak o akşam da yorgun bir şekilde geç bir saatte evine gitmişti. Aynı odaya alınmış iki farklı hayattan insanlar birbirine bakmaya tanımaya çalışmış daha sonra kızlar birbirine ısınmış şekilde arkadaşlık kurmuştu. Hala baygın olan babasına baktıkça üzgün olan Lina’ya o gece Agâh ve kızı Eflin sahip çıkmış teselli etmişlerdi. Tabi yine görevinin başında olan hemşire Betül Hanım, anne gibi onları kucaklamış sabaha kadar başlarında beklemişti. O sıcaklığı ve samimiyeti bulan kızlar huzurla uyumuştu. İki gün üst üste yaşanan bu hadiselerden sonra sabaha uyanan insanları yeni bir sürpriz bekliyordu. Sabaha kadar hastalarının başında bekleyen Betül Hanım hastalarını kontrol ediyordu. O güler yüzü ve samimiyeti ile sabah kızlara kahvaltılık hazırlayıp verdi. Daha sonra Agâh Bey’i de kontrol edip Basil’in olduğu tarafa dönerken bir kıpırdama ile onun hareket ettiğini gördü. Daha sonra gözlerini açıp etrafa şaşkın bakışlarla bakan Basil önce kızına daha sonra kulağına gelen sese doğru baktı ve karşısında güler yüzü ile duran hemşire Betül Hanım ile karşılaştı onun sesiyle kendine geldi.
– Geçmiş olsun. Şükür iyisiniz. Aramıza hoş geldiniz. Türkiye’ ye hoş geldiniz.
Hoş bulduk der gibi ve minnetle karşılamış gibi başını salladı Basil. O anda babasının uyandığını gören kızı Lina bir çırpıda babasının boynuna atladı, baba diye sımsıkı sarıldı. O tabloyu gören Betül Hanım duygulandı, hemen Lina’yı uyarıp babasının ameliyatlı olduğunu hatırlatıp üzerinden kaldırdı. Hastane de bunlar yaşanırken o gece yine yorgun şekilde evine giden Halil Bey izinli sayılmasına rağmen sabah kalkıp hazırlıklarını yapıp hastasını görmek için hastaneye gelmişti. Tabi hastaneye gelirken yolda Sait Bey aramış kendisiyle hastaneye geleceğini ve bir sürprizi açıklayacağını söylemişti. Daha sonra iş yerinden Sait Bey’i de alıp hastane ye gelen Halil Bey’i yolda Sait Bey defalarca tebrik etmiş, teşekkür etmiş ve defalarca yüzüne bakıp tebessüm etmişti. ‘’Ne güzel bir insansın!’’ diye söyleyip durmuştu. Durumdan bir anlam çıkarmaya çalışan Halil Bey’e, Sait sürekli bekle aziz insan yakında görürsün güzel insan deyip merak içinde bırakıyordu. Nihayetinde soluğu hastanede alan bu insanlar hemen hastalarının olduğu odaya doğru gittiler. Basil’in uyandığını ve Agâh’ın da toparlandığını haberini alan Halil Bey’in yüzünde bir tebessüm oluşuyordu. Onu gören Sait daha çok gülüyordu. Hasta odasına girdiğinde kendisini kapıda gören Eflin ona hızlıca koşup sarıldı ve Lina o sırada babasının başındaydı. Önce Agâh görüp durumunu soran Halil Bey daha sonra Basil’in olduğu tarafa döndüğünde Sait Bey’in sımsıkı bir şekilde Basil’in elinden tutup ona doğru gülümsediklerini gördü. Yanındaki kızı Lina’nın elinden iki gündür bırakmadığı paketi ile duruyordu. Yanlarına yaklaşan Halil Bey, Basil’in omzuna dokunarak;
-Nasılsın Basil kardeşim.
-Sağ olun Doktor Bey. Sayeniz de hayattayız şükür…
-Rica ederim kardeşim, ben insanlık vazifemi yaptım, ben olmasam bir başkası yapacaktı.
-Çok sağ olun, minnettarım efendim.
Bu sırada halen gülümseyen Sait Bey’e ve Basil ile olan samimiyetine anlam veremeyen Halil Bey’e bir yandan da Lina ile ilgilenip onun başından okşayıp öpüyor, baban iyileşti, daha da iyi olacak diyordu. Tabi bir tarafta sıkıca tuttuğu elindeki pakete bakıyordu çünkü paketin üzerindeki simge onların yardım grubunun simgesiydi. Aklında ona takılmışken birden Sait Bey seslendi,
-Halil Bey, şimdi sürprize gelelim mi?
Tebessüm ederek ona cevap veren Halil Bey,
-Bu günün en güzel sürprizi Basil kardeşimin iyi olmuş olmasıdır tabi, yine de siz de buyurun söyleyin lütfen.
Topluca bir gülüşmeden sonra Sait söze girdi:
-Halil Bey elbette öyle en güzel sürpriz bu şüphesiz; lakin ben Basil kardeşimle daha önce tanışmıştım. Hem de sizin vasıtanızla. Sizin düzenleyip hazırladığınız yardımlar aracılığıyla tanışmıştık. Basil kardeşimle biz Gazze’de tanıştık sizin gönderdiğiniz yardım paketini bir aileye verdiğimi ve sizinle en kısa zamanda tanışmak istediklerini söylemiştim. İşte o aile bu aile, o insanlar bu insanlar. Siz öyle bir güzel insansınız ki sadece normal maddi yardım ile değil hayatını da kurtardınız bu insanların.
Duydukları karşısında şoke olan ve şaşkınlığını gizleyemeyen Halil Bey ağlamaklı bir halde uzanıp önce Basil’e sarıldı, sonra Sait Bey’e sarıldı ve ona teşekkür etti. Basil de ağlayarak Halil Bey’e dualar etti, teşekkür etti. Bu olaya tanık olan diğer insanlar bir kez daha Halil Bey’e gıpta ile baktılar. Hemen kızını yanına çağıran Basil Lina’nın elindeki paketi alıp, önce yazılı notu çıkarıp okudu. Sonra ayakkabıyı çıkarıp kızına dönerek;
-Bak kızım Lina, sana bu ayakkabıları alan güzel amca bu amca işte, ona teşekkür eder misin?
Utangaç ve şaşkın bir halde dönüp Halil Bey’e bakan Lina;
-Teşekkür ederim amca, hem ayakkabılar için hem babamı kurtardığınız için hem bizi misafir ettiğiniz için.
Duydukları karşısında adeta büyülenen Halil Bey eğilerek Lİna’yı öptü ve ona şunu söyledi,
-Rica ederim güzel kızım. Ben vazifemi yaptım. Baban da iyi oldu ve siz misafirimiz değil ev sahibisiniz.
Hastanede bunlar yaşanırken o gece iki öneli şey olmuştu. Birincisi Sait Bey Basil’in yaralanıp Türkiye’ye geldiğini, daha sonra Halil Bey tarafından ameliyat edilip kurtarıldığını öğrenmiş ve sabahında bu sürprizle onları tanıştırmıştı. Bir diğer olay iki gün üst üste yaşanan olaylardan olsa gerek kimse Eflin’in ayaklarının çıplak olduğunu görememiş, gözden kaçırmış olacak ki farkına varmamışlar ve bunu babasına suyu uzatırken biraz yükselince elbisesinin gizlediğini gören Lina fark etmişti ve elindeki pakette saklı duran ayakkabıyı ona vermeyi düşünmüştü. Üstelik onunda ayağında ayakkabı yoktu; ama o bunu düşünmüştü ve yapacaktı. Ve sabah Sait Bey sürprizini açıklamış herkes şaşırmış; ama bir o kadarda mutlu olmuştu. Şimdi sıra Halil Bey’in Basil için sürprizi vardı. Hemen yan tarafta yatan Agâh’ı gösterip senin hayatı ben değil bu kardeşin kurtardı. Eğer o sana kan vermeseydi belki kan kaybından ölecektin. Bana değil ona teşekkür etmelisin, dedi. Bunu duyan Basil bunu duyup yerinden kalmaya çalıştı ama kalkamadı. Hemen daha iyi olan kendini toparlanmış olan Agâh yerinden kalkıp gelip Basil’e sarıldı bu duygulu anlar yaşanırken o sırada babasının yanında duran paketi aldı Lina ve Eflin’in yanına giderek ayağının uzatmasını istedi. Şaşkın ve utangaç haliyle arkadaşının yüzüne bakan Eflin yavaşça elbisesini kaldırdı ve ayağını öne doğru uzattı. Lina, paketin içindeki ayakkabıyı çıkarıp onun ayağına giydirdi. Eflin teşekkür edip ona sarılırken odadaki herkes bu olayı izlemişti. Olaya tanık olan Halil Bey ve Betül Hanım göz göze gelince nasıl gözden kaçar der gibi bir durum oluşmuştu ikisi arasında. Mahcup bir şekilde hemen kızların yanına giden Betül Hanım ikisini de öperek Lina’ya doğru dönüp konuştu.
-Lina, tatlım senin de ayağında ayakkabın yok onlar senin ayakkabıların biz Eflin’e de alacaktık, dedi.
Evet, onun da ayağında ayakkabı yoktu. Onun da… Gözden kaçmıştı ama çorapları vardı ayağında ve dikkat edilmemişti ama o kendinden çok, çıplak ayaklı Eflin’i düşünmüştü ve bunun için ona ayakkabısını vermişti. Ve Betül Hanım’ın söylediklerine karşılık o küçük yaşına rağmen kocaman yüreğiyle herkesi büyüleyecek sözleri söylemişti:
-Onun ayağında çorap bile yokken benim ayağımda hem çorap hem ayakkabı olması adil mi? Değil, benim ayağımda çorap vardı, o yüzden ayakkabıyı ona verdim.’’
Duydukları söz karşısında beyinlerinden vurulan bu insanlar onu alkışlayıp sırayla öptüler ve ona teşekkür ettiler. O hastane odası artık bir aile yuvası, bir eğitim yuvası ve çok daha fazlası haline gelmişti kısa sürede. Bütün bu yaşananlardan sonra hastaneden ayrılan Sait ve Halil Bey hemen çalışmalara başlamış güzel bir sonuç elde ederek bu yeni aileye bir yuva kurmuşlardı. Onlar dışarıda bunun çalışmasını verirken hastanede geçmişten kalan izleri unutulmaya başlanmış yeni bir aile ortamı oluşmuştu. İki gün sonra Sait Bey ve Halil Bey ile birlikte hastaneden çıkan bu insanlar yeni sürpriz ile karşılaşacaklarından bihaber bindikleri araç ile hastaneden uzaklaştılar…
Faysal DEMİR
MART 2019
Suriye savaşından kaçıp 2015’te Muğla da batan botta cansız bedeniyle kıyıya vuran Aylan bebek ve 2018 de şehit olan Filistin direnişinin sembolü Fadi EBU SALAH anısına…