DA VİNCİ’NİN ŞİFRESİ
İsa Mesih’in 13. Havarisi Meryem miydi? İsa Mesih ölmedi mi? Evlenip çocukları oldu mu? Dan Brown’ın, ”Da Vinci Şifresi” adlı kitapta yer alan bu iddiaların kaynağı ve gerçekler nelerdir?
Gerçek şifrenin ne olduğunu herkes merak ediyor.
Tabii ki cinayet, cinsellik ve feminizm gibi konuları; Hristiyanlık’ın yüzyıllarca süren vicdansız bir komplo olduğu mesajı içinde işleyen sürükleyici gerilim türündeki bir romanın, sansasyon yaratması şaşırtıcı değildir. Eserin Amerika’daki asıl yayımcısı olan Doubleday’in böyle bir sansasyonu hem beklediği hem de bundan teşvik ettiği açıktır. Çünkü romanı piyasaya sürmeden önce Doubleday, tanıtım amacıyla kitabın 10.000 tanesini medyaya bedava olarak dağıttı. Bu, Dan Brown’in daha önce yazdığı herhangi bir romanın bütün satışlarını aşan bir rakamdır. Bir Hristiyan olarak ne diyebilirim? Sapkın inanç yok satar!
Leaonardo Da Vinci 1452 – 1519 yılları arasında yaşamış ünlü bir Rönesans ressamıdır.
Da Vinci Şifresi Romanının Hikayesi
Özet olarak, Harvard Üniversitesi’nin genç ve yakışıklı, “dini simgebilim” profesörü, Robert Langdon ile Paris Polis Teşkilatı’nın genç ve güzel bir şifre uzmanı Sophie Neveu, acayip ve dehşet verici bir cinayet davasına karışırlar. Bu cinayet – aslında bir takım cinayetler – son derece güçlü iki örgütün arasındaki bir çekişmeye bağlıdır. Bu iki örgüt, “Sion Tarikatı” ile Vatikan adına çalışan, “Opus Dei” adlı dini bir kurumdur. Çekişmenin konusu ise, efsanevi, “Kutsal Kase”dir.
Bazı geleneklere göre, “Kutsal Kase,” İsa Mesih’in çarmıha gerilmeden önceki son yemekte kullandığı kasedir. Fakat, Kutsal Kase aslında çok daha farklı – ve kilise ile Hristiyanlık inancına zararlı – bazı gizli bilgileri temsil eder.
Bu, “gizli bilgiler” nelerdir?
İşte, yukarıda ima ettiğim sapık inançlar burada başlar! Bir eleştirmen bu konuyu şöyle özetledi: “İsa, Tanrı’nın Oğlu değil; iyi bir insandı. İmparator Konstantin, Roma iktidarının gücünü pekiştirmek için İsa’yı Tanrı statüsüne yükseltti ve Yeni Antlaşma’yı bu Tanrı efsanesini destekleyecek bir şekilde ayarladı. İsa, Mecdelli Meryem ile evliydi ve İsa çarmıhta ölürken Meryem O’nun çocuğuna hamileydi. Kutsal Kase, İsa’nın son yemekte kullandığı kase değil; aslında Mecdelli Meryem’in rahmiydi. [2] Böylece, İsa’nın fiziksel soyu vardı ve bu soy, kimliğini gizleyerek, günümüze dek varlığını sürdürmekteydi.
Yine bu, “gizli bilgiler”e göre İsa, ölümünden sonra – açıktır ki, bu anlayışta İsa’nın dirilişi söz konusu değildir! – Mecdelli Meryem’in kilisenin önderi olmasını istiyordu. Meryem’i kıskanan Petrus onu sürdü ve İsa’nın sözde desteklediği, ‘kutsal dişilik’ inancını örtbas ederek, “ataerkil” (yani, erkeklerin egemenliğindeki) bir kilise kurdu. Sion Tarikatı da bu, ‘gerçekler’in bekçiliğini yaparken Kilise, bu, ‘yasak bilgileri’ yok etmek veya en azından onların ortaya çıkmasını engellemek için asırlar boyunca sayısız cinayetler işledi!
Gerçek ve gerçeklik arasındaki fark nedir?
Da Vinci Şifresi Kurgu mu, Gerçek mi?
Biri, “Ama bütün bu iddialar ne kadar tatsız olurlarsa olsunlar, bir romanda geçer. Yani bu olaylar gerçek değil, kurgudur!” diyebilir. Aslında söz konusu romanda, kurgu-gerçek ilişkisinin bazı ilginç boyutları var. Tabii ki, edebi tür olarak bu bir romandır. Bununla birlikte, kitabı okumaya başlayınca, ilk karşılaştığımız kelime, koyu büyük harflerle yazılan, ”GERÇEK” kelimesidir.
Önsözden önceki bir sayfada, Sion Tarikatı ile Opus Dei adlı iki kurumla ilgili bir takım gerçekler belirtildikten sonra, şu çarpıcı beyan yer almaktadır: “Bu romanda bahsi geçen tüm sanat eserleri, mimari yapılar, belgeler ve gizli ayinler gerçektir” (s. 9) Bu cümlenin asıl İngilizcesi daha dikkatlice çevrilirse, “…bahsi geçen tüm sanat eserleri, mimari yapılar, belgeler ve gizli ayinlerin betimlenmesi dosdoğrudur ” olarak okunur. [3]
Anlaşılan yazar Brown, romandaki her şeyin kurgusal olduğunu sanmamızı istemiyor. Brown, eserin yazılmasına hazırlık olarak geniş çaplı, titiz bir araştırma yaptığını belirtmektedir. Bir söyleşide Brown, “Kitaplarımın öğrenme olayını içermeleri için çok çaba harcıyorum…Kitabı bitirdiğinizde – ister istemez – tonlarca şey öğrenmiş olursunuz. Çok büyük bir araştırma yapmam gerekiyordu” demiştir. [4] Üstelik Brown, CNN’de yapılan bir başka söyleşide, “Da Vinci ve kitabınız hakkında konuşurken, öykünün ne kadarı gerçek ve ne kadarı kurgudur?” şeklindeki soruyu, “%99’u gerçektir. Mimarlığın, sanat eserlerin, gizli törenlerin, tarihsel olayların ve Gnostik İncillerin hepsi gerçektir… Kurgu olan kısmı, Harvard, ‘dini simgebilim’ profesörü, Robert Langdon ve onun yaptıklarıdır. Ama fondaki şeylerin hepsi gerçektir” diyerek yanıtlamıştır. [5]
Böylece Brown, Da Vinci Şifresi‘nde mimarlık, sanat, gizli cemiyetler, tarih ve Hristiyanlık ile ilgili sayısız şaşırtıcı ayrıntılar ortaya koyarak, okuyucunun bunların kurgu veya iddia bile değil, birer gerçek olduğunu düşünmesini amaçlar. Bu konuda önemli ölçüde başarılı olmuştur. Nitekim geçen gün romanı konuşan iki kişiye kulak misafiri olunca, işittiğim sözler aynen şöyleydi: “Roman olarak şöyle böyledir. Fakat, aman ya Rabbim, öylesine ilginç gerçeklerle doludur!”
Dan Brown’in yazdıkları son derece geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmaktadır. Son sayıma göre, Da Vinci Şifresi 7.2 milyon adet satmış ve 40 dile çevrilmiştir. Bu romanın %99’u gerçek oluyorsa, bu en azından Hristiyanlar için, küçümsenemeyecek kadar önemli bir durumdur. Buna göre, Da Vinci Şifresi’nde okuyuculara sunulan bazı, “gerçekler”i inceleyerek, Brown’in dünyayı betimleyişinin, “dosdoğru” olup olmadığına bakalım.
Mimarlık, Sanat ve Esrarengiz bir Tarikat
Bazı basit olgulara bakarak başlayalım. En basit düzeyde, Da Vinci Şifresi‘ndeki tüm sayılar ve boyutlar, “dosdoğru” mudur?
Mimarlık konusunda, Brown Louvre Müzesi’ndeki cam piramit yapısı hakkında şu şaşırtıcı bilgileri sunar: “Bu piramid…Cumhurbaşkanı Mitterand’ın kesin isteği üzerine, tam olarak 666 cam panodan inşa edildi… Bu garip istek, 666 sayısının Şeytan’ın sayısı olduğunu iddia eden komplo meraklıları arasında daima ateşli bir tartışma konusu olmuştur” (s. 30). Bu tüyler ürpertici bilgileri okuyunca, insan kendini, “Dünyamız ne kadar dehşetli sırlarla doludur” demekten alamıyor doğrusu. Ama içiniz rahat olsun, bu konuda aslında korkacak bir şey yok: Adı geçen cam piramit 666 değil, 673 cam panodan oluşmaktadır. [6]
Sanat konusuna gelince; Brown, Da Vinci’nin Kayalıklar Bakiresi adlı tablosunu nesne olarak bile doğru betimleyememiştir. Romanda bu tablo, bir buçuk metre yüksekliğindeki bir, “bez parçası” olarak betimlenmektedir (s. 151). Kayalıklar Bakiresi aslında yaklaşık iki metre yüksekliğinde ve tuval (bez) değil tahta üstüne yapılmıştır. [7] Ayrıca Brown, kitabın başlıca konularından biri olan Leonardo Da Vinci’nin hayatıyla ilgili bazı temel bilgileri de yanlış aktarmaktadır. Söz gelimi, Brown’e göre Da Vinci, “Vatikan’ın verdiği yüzlerce karlı siparişleri” kabul etmiştir (s. 57). Aslında, Da Vinci Vatikan’dan yalnızca bir tane sipariş kabul etmiş ve bunu da gerçekleştirmemiştir. [8]
Belki, “Böyle basit ayrıntıların ne önemi var?” diyorsunuzdur. Şu açıdan önemi vardır: Yüzyıllarca süren son derece önemli komploları gün ışığına çıkardığını ileri süren Brown, ansiklopedide veya internette kolayca doğrulanabilen ayrıntıları yanlış aktaracak kadar özensiz ise, derin ve karmaşık konulara gelince güvenilir bir rehber olmayabilir.
Da Vinci Şifresi‘nin temel iddialarından biri, Da Vinci’nin tablolarının Hristiyanlık’a karşıt olup, “kutsal dişi” ve Mecdelli Meryem’in İsa’yla evli olduğu inançlarını savunan gizli mesajlarla dolu olduklarıdır. Böylece Brown, meşhur Mona Lisa‘nın, “Da Vinci’nin kadın kılığında kendi resmi” ve “ne dişi, ne de erkek” olduğu iddiasını ortaya koyar (s. 136). Oysa portrede resmedilen kişi bilinen tarihsel bir kadındır: Francesco di Bartolomeo del Giocondo’nun eşi Madonna Lisa. [9]
Gene Brown, Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği‘nin bazı unsurlarının son derece anlamlı bulur. İlk olarak, İsa’nın, “Bu kase kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır” diyerek öğrencileriyle paylaştığı kase resimde yer almamaktadır. Ayrıca, İsa’nın sağ yanında oturan kişi hakkında, “omuzlarına dökülen kızıl saçları, narince kıvrılmış elleri ve göğüsleri olduğuna dair bir ipucu vardı. Bu hiç şüphesiz… bir kadındı” diyerek asıl, “kase”nin İsa’nın sağında oturarak gösterilen eşi Mecdelli Meryem olduğunu ileri sürer (s. 271). Fakat saygın bir sanat tarihçisi Brown’in bu iddialarını şöyle değerlendirmektedir:
Bu yorum kolay kolay inanılacak gibi değildir. Leonardo’nun senaryosu Floransa ekolunun geleneksel Son Yemek’te resmedilmesine uyarak, İsa’nın ‘Rabbin Sofrası’ konuşmasını değil, O’nun inkar edilmesi ve kurban edilmesini vurgular. Aynı zamanda, [bu tablolarda] Yuhanna hep güzel bir genç erkek olarak resmedilmiş olup İsa’ya olan yakınlığı nedeniyle İsa’nın sağ yanında gösterilmektedir. Leonardo’nun Yuhanna’yı resmetmesinde bu gelenek sürdürülmekte ve kasenin yokluğu unsuru daha eski İtalyan tablolarda da aynen görülmektedir. [10]