Hızır Seyfo \ Gürgün Karaman
Hızır Seyfo
O kadar hızlı yürüyordu ki ona yetişmek mümkün olmazdı. Yürürken ayakları sanki yerden kesiliyormuş gibi görünürdü. Bu hızından, biraz da meczupluğundan olsa gerek ona Hızır Seyfo diyorlardı. Hayatı boyunca evlenmemişti. Küçük yaştayken hem annesini hem de babasını kaybetmişti. Kardeşi yoktu. Akrabaları ve hayırsever insanlar tarafından büyütülmüştü. Okula gitmemiş, okuma yazma bilmiyordu. Elinde her zaman bir düdük vardı. Yanından geçenlere düdük çalar: “Yürrrüüü, yürrrüüü…” derdi. Bazen de insanlara yaklaşır, kulağının dibinde düdüğü çalar, neye uğradığını şaşıran insanlar; ona kızar, o da: “Yürrrüüü, yürrrüüü…” derdi. Tek başına metruk bir evde yaşıyordu. Toprak damlı bir evdi. Evin pencerelerine naylon çekilmişti. Bahçe duvarları yıkık döküktü. Her zaman postanenin yanındaki kahvehaneye takılırdı. Evden şimşek hızıyla çıktı. Kahvehanenin önüne varır varmaz bir iskemle çekip oturdu. Sırtını kahvenin camına yasladı. Çarşıya şöyle bir göz attı. Arkasını döndü. Yaslandığı camı tıklatarak, boğuk ve gür sesiyle: “Sülo, Sülo bir çay ver.” “Tamam Seyfo, hemen! Sana tavşan kanı…” “Tavşan kanı çay mı olur Sülo?” “Şakasından.” Önüne döndü. Kahvehaneci Sülo, çayı getirip önündeki küçük sehpaya bıraktı: “Nasılsın Seyfo?” “Sana ne?” “Bir şey demedik Seyfo. Halini sorduk.” “Sorma Sülo, sorma. Sana kaç defa sorma dedim.” Sohbet ederlerken Seyfo: “Sülo, baksana.” “Söyle Seyfo.” “Şu beyaz taksiye baksana.” “Ne oldu Seyfo?” “Beş dakika sonra kaza yapacak.”
“Hadi ya!” “Beş dakika sonra kaza yapacak.” … Sülo gülerek içeriye geçti. Aradan beş dakika geçti. Ambulansların siren sesi duyuldu. Beyaz taksi, şehrin çıkışında kaza yapmıştı.
Gürgün Karaman \ Kofi öykü kitabından