Mevlut \ Gürgün Karaman
Mevlut
Yüzü dolgundu. Hafif uzun boylu biriydi. Simsiyah gözleri vardı. Yaşadığı ilçede kendisine bakacak ailesi, akrabası olduğu halde kimsenin yanında kalmazdı. Sokaklarda tek başına yaşıyordu. Kış aylarında hep asker elbiseleri giyerdi. Geniş, kalın asker paltosunu üstüne geçirir, palaskayı beline sarardı. Ayağında kocaman asker çizmeleri vardı. Yaz aylarında ise üzerinde sadece atlet ile gezerdi. En çok merkez camisinin etrafında dolaşırdı. Cami bahçesinin hemen yanında çöpler için büyük variller bırakılmıştı. Her cuma günü, mutlaka cami bahçesinin yanındaki çöp varillerinin orda bekler, ateş yakar; ateşin başında bir taraftan ellerini ovuşturur, diğer taraftan camiden çıkan cemaati izlerdi. Etrafta kâğıt, naylon, çöp gibi ne varsa toplar; çöp varillerinin dibinde yakar; yaktığı ateşin başında saatlerce bekler, sürekli ateşle uğraşırdı. Elinde bir çubuk, arada sırada ateşi karıştırıp harlardı. Kış mevsiminde daha çok ateş yakardı. Sürekli ateşle, ateşin külleriyle uğraşırdı. Bu nedenle üstü başı kül karası ile kaplanırdı. Hayırsever insanlar, onu bazen ikna ederek hamama götürür, üstünü başını yıkarlardı. Hamamdan çıkar çıkmaz aynı yaşantısına devam ederdi. Hakkında birçok söylenti vardı. Kimisi, Mevlut’un bir kıza âşık olduğunu ama kendisine kızı vermedikleri için bu hale düştüğünü söylüyordu. Kimisi de onun çok zeki olduğunu, üniversiteyi bitirdikten sonra böyle olduğunu söylüyordu. Üniversiteyi bitirince nasıl bir olay yaşamıştı da bu hale düşmüştü? Kimse tam olarak bilmiyordu. Hayata küsmüştü. İnsanlara darılmıştı. Kimseyle tek kelime bile konuşmazdı. Bazen harabe bir evin içinde, bazen yıkık dökük bir duvarın dibinde, bazen kaldırımda, en çok da ateş yaktığı çöp varillerinin yanında… Hayatını böyle devam ettiriyordu. Asla dilencilik yapmaz, kimseden hiçbir şey istemezdi. Hiçbir insana zararı da dokunmamıştı. Yaşadığı psikolojik sorunlardan dolayı bu hale düşmüştü. Mevlut, bir gün aniden ortadan kayboldu. Nereye gittiğini kimse bilmiyordu. Aradan uzun bir zaman geçmişti. Ağustos ayında Milli Eğitim Bakanlığının yeni öğretmen atamaları gerçekleşmişti. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binasına takım elbiseli, kravatını takmış, elinde çantasıyla şık giyimli biri girdi. Müdürlükteki işlemlerini bitirdikten sonra çarşıya yöneldi. Onu, Mevlut’e benzetenler olduysa da o olabileceğine ihtimal vermediler. Yabancı biri olmalıydı. Zaten ‘insanlar çift yaratılmıştı’ böyle düşünmüşlerdi. Öğle vakti gelmiş, ezan okunuyordu. Merkez camisine doğru yürüdü. Caminin yanına vardığında eski günlerini hatırladı. Ezanın okunması bitmişti. Camiye girip namazını kıldı. Dışarı çıktı. Bahçede biraz bekledi. Camiden çıkan birkaç kişiyle selamlaştı. Cami cemaati, onu caminin yanındaki çöp varillerinin orda sürekli ateş yakar halde gördüğü için simasına aşinaydı. Biraz tereddütten sonra Mevlut olduğuna emin oldular. Mevlut, yaşadığı sıkıntıları atlatmış; ilçesine öğretmen olarak atanmıştı. Kimin onu ikna ederek götürdüğü, uzun zaman nerde kaldığı, nasıl tedavi olduğu, kimlerin ona yardımcı olduğu hep bir sır olarak kaldı. Adının anlamı gibi ‘yeni doğmuş çocuk’, her şey temizdi; gökyüzü bile.
Gürgün Karaman \ Kofi öykü kitabından