Ben içime Ağlarım (Doğu Türkistan ) – Ayşe nur Tarhan

Ben içime Ağlarım (Doğu Türkistan ) – Ayşe nur Tarhan

Gaz Lambasının ışığı şimdi odamın duvarlarına yansıyan. Suretler beliriyor içimin karanlığından, gaz lambasının ışığına vuran. Sonra odamda ki tüm sessizliğe inat duvardan kalbime vuran bir tik tak sesi. Beynimde yankılar halinde dönerken bu ses, içimin dehlizine götürüyor beni. Doğu Türkistan’ın küçük bir ilçesinde ki toprak evimizde buluyorum kendimi. Saat sabaha doğru üç civarlarında olduğunu, gaz lambasından saate doğru hafif vuran ışığın yansımasından görüyorum. Bütün camlar bezlerle tamamen örtülmüş. Evde büsbütün bir sessizlik hâkim. Dışarıda devriye atan askerlerin sesleri geliyor ara sıra kulağıma. Yatağımdan kalkıp parmak uçlarıma basarak mutfağa doğru yürüyorum. Annem sahur için mutfakta bir şeyler hazırlıyor.

-Kızım Sabira! Çok dikkatli ol! Yakalanırsak neler olur biliyorsun?

REKLAM ALANI

-Biliyorum anne.

Daha 10 yaşındayım. Kamplarda ki çocuklara, annelere ve babalara neler yapıldığı biliyorum. Müslümanlara oruç tutmaması için yapılan işkenceleri biliyorum. Camilerimiz yıkılıyor biliyorum. Kayrat amcam için geçen tatilden döndüğünü söylüyorlar ama ben onun moraran yüzünden kan toplayan bileklerinden sessizliğe hapsolmuş dilinden nereden geldiğini anlıyorum.

Bilmediğim şeyler de var. Ben kimim bilmiyorum. İki ismim var benim. Annem Sabira diyor. Okulda shàn  oluyor ismim. Çinli çocuğu oynuyorum ölümle yaşam arasında. Okulda ki çocuk Çinli, sokakta oyun oynayan çocuk Çinli. Ama evde Türk’üm ben. Eğer oyun bozulursa beni de o kampa götürecekler ya da Çinli bir aileye evlatlık verecekler biliyorum. Böyle yaşamaya yaşamak denilirse evet ben yaşıyorum. Ölümden korktuğum için susmuyorum. Babama, anneme o kampta işkenceler yapmalarından korkuyorum.

Geçen gün mahallenin başında arkadaşımı oyun oynarken görmüşler. Daha 4 yaşındaydı. Din nedir bilmezdi. Irk nedir bilmezdi. Tek bildiği oyuncaklarıydı. Mehmet’e “korkma bizde Türk’üz. Bak! Sana çikolata da vereceğiz. Anlat bize hadi her şeyi.” demişler. Bir vaveyla koptu mahallede. Mehmet’i Koca koca insanlar dövüyordu. Mehmet duvara pusmuştu.

  -Demek Türk’sün öyle mi?

-Pis Türk!

– Şimdi görürsün sen!

Mehmet’in üstünde Çinlilerin ayak izleri. Soğuk bedeninden kayıverdi elinde tuttuğu çikolata. Sonra gözü dönmüş kişiler Mehmet’in evine koştular. Annesini kapıdan sürüye sürüye götürdüler. Kardeşinin çığlıkları gözyaşları içimi delip geçti. Koşup yardım etmeyi çok istedim. Yapılan bu zulmü o ince parmaklarla devirebilmeyi diledim. “Müslüman’ım ben! Türk’üm ben!” diye haykırabilmeyi istedim. Ama yalnızca bu olayı izledim.

**

Sahuru yapıyoruz. Yumurtamı yemedim diye annemi de biraz kızdırıyorum. O gün ailemi son görüşüm olduğundan bihaber yatağıma geçiyorum. Gün doğuyor ve ben her zaman ki gibi Çinli shàn olarak okula gidiyorum. Okulun çıkısında beni bekleyen amcalar yakamdan tutup o kampa getiriyorlar. Dışı tel örgülerle sarılmış içerisi vicdansızlık tuğlalarıyla inşa edilmiş bir yer burası.  Korkudan bütün vücudumun titrediğini hissediyorum.

-Ama ben hiçbir şey yapmadım.

-Ne olur götürün beni buradan.

Korktukları, üzüldükleri zaman anne diye haykırır bütün çocuklar. Ben annem için “Affet başkan! Yaşasın hükümetimiz diyorum.” Çünkü burada yaralarımdan öpecek annem yok. Babam böyle söylememi istemişti. Bunu söylemezsem beni elektro jop ile döverler. Annem benim dayak yemiş halimi görürse çok üzülür. O beni böyle görmeye dayanamaz.

-Neden buradayım?  Beton soğuk. Açlıktan bitap düştüm. Benim ellerimde neden kelepçe var?

-Babana sor!  Pis teröristler!

-Gizli gizli oruç tutmak öyle mi? Şimdi aç kalın da görün orucu.

-Vurma abi ! Ne olur dur!

-Sus, terörist! Senin o küçük dilini keserim bir daha konuşamazsın.

Ve küçük bedenime vurulan joplardan sonra koridorda açıyorum gözlerimi. Bir sürü ses sesler ağıtlar yükseliyor koridor duvarlarından.

-Nihayet uyandın!

-İç suyunu! Derse gideceksin.

-Ne dersi? Bırakın beni!

-Ben annemi istiyorum. Babam nerede?

Derse gidiyorum. Gözlerde kin dolu bakış. Aldıkları bir öç var belli. Kan kusturuyorlar insanlara. Oyuncaklarla büyümesi gereken çocukları burada sahte oyunlarla büyütüyorlar. “Din afyondur. Bu afyondan hemen zihninizin temizlenmesi lazım.” diyorlar. Çince öğrenmeye ve Çinli olmaya mecbur ediyorlar. Ve burada önce size radikal düşüncelerden etkilendiğinize inandırmaya başlarlar. Sonra terörist olduğunuza inandırılırsınız. Sonra onlara karşı çıktığın zaman şiddet görürsünüz. Burada 10 yaşında terörist olmasanız da teröristlikle yargılanırsınız.

Kaldığımız oda da 20 kişiyiz. Hepimiz çocuğuz. Sabaha kadar birbirimizin yaralarını gözyaşlarımızla iyileştirmeye çalışıyoruz. Sessizce ağlıyoruz. Sesimiz duyulunca gelip tekrar döverler. “Şu şamatayı biran önce kesin, yoksa köpekler bakar tadınıza.”derler.

Şımaracak, küsecek ve nazlanacak kimsen olmayınca büyürmüş insan. İçime ağlamayı öğrendim burada. Bir ömür içimde kapanmayacak olan yaralarımla sabah aynı güne uyandım. Her gün marşlar söyleniyor. Marşların bir kelimesini yanlış söyle hemen işkence başlıyor. Ve burada haram helal adına ve din adına her şey zihninden yavaş yavaş temizleniyor.

 Bir ablam oldu burada adı Esma. Onun kalbiyle inancımı koruyorum. Metal sandalyelerde elektro şokla bedenimi uyuştursalar da Rabbim ben seni kalbimde çok seviyorum. Senden uzaklaştırmalarına müsaade etme!

Yalnız olmadığını bilmek güçlü yapar insanı. Ama biz burada yalnızız. Müslümanlar kardeş kılınmış ama bizim acılarımızı duyan kardeşimiz yok. Çin’e dur diyecek Osman Batur olan, o yiğit yok. Herkes suskun.

Burada her gün ölmeyi diledim. Rabbim, Senin sevgini kaybedeceğimi bilmesem bu kadar acıya canımdan vazgeçerdim. Burada intihar etmek için fetva isteyen ablalarımı şimdi daha iyi anlıyorum. Her gün bu oda da ölmeyi diliyorum.

***

Sabahlar oldu, günler geçti elbette ki ama benim içime o sahurdan sonra hiçbir gün güneş doğmadı. Onların istediği gibi biri olduğum için 1,5 senenin sonunda kamptan kurtuldum. Kayrat amca beni Türkiye’ye getirdi. Aradan geçen 10 yılın sonunda gelen bir mesajla annemin kampta işkencelerle öldüğünü öğrendim. Babamın ise hala nerede olduğu meçhul…

Kafamda en sonunda anlamlandıramadığım sorular kaldı. Ne içindi bu bitmek bilmeyen işkenceler?  Beni ailemden koparan her gün ölmekten beter eden bu şeyin adı neydi? O kamptan kurtuldum ama her baktığım da karanlıklarda gördüğüm suretler kimin?  Benim çocukluğum çalınırken, aileler yok edilirken sessizliği tercih eden kimdi?

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.