Müzik Terapisinin Şifalı Tınıları \ Kadriye Yağmurcu
Sessizliğin ve sesin muhteşem birlikteliğini ifade eden müzik, kimilerimiz için bir yaşam biçimi olmakla birlikte günlük yaşam aktivitelerimizin kaçınılmaz bir parçasıdır.
İnsanlığın benliğini bulması ile doğadaki seslerin ve müzik kavramının etkisi, bireyler için oldukça uzun süredir araştırma konusu olmuştur. Çok eski dönemlerde müziğin şifalı etkisi üzerine etkinliklerin uygulanması, insanları bu konu ile ilgili düşünmeye sevk etmiş ve insanları müziğin mucizevi akışına dahil etmiştir. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan müzik; kimilerine göre bir dışavurum, hoş zaman geçirme aktivitesi, sakinleşme aracı, kaçış noktası olmakla birlikte kimileri için de büyük bir terapötik etkiyi ifade etmektedir.
Aslında değinmek istediğim konu, işte tam da bu noktada hayatımıza dahil olmaktadır.
Peki ya Müzikle Terapi nedir?
Terminolojiye çok girmeden en kolay şekli ile ifade etmek gerekirse; müziğin terapötik ilişkisinin kullanılarak, her yaştan bireyin fiziksel, duygusal, bilişsel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla yapılan bir uzmanlık dalı, terapi yöntemidir.
Müzikle Terapinin faaliyet alanları ve etkilerinin neler olduğunu düşünecek olursak karşımıza çok şaşırtıcı sonuçlar çıkacağını belirtmek istiyorum.
Yapılan çalışmalar, müzikle terapinin bireylerdeki iletişim kanallarını büyük ölçüde açtığını, beden ve zihin arasındaki birlikteliği sağladığını, kan basıncı, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabız sayısı gibi fizyolojik olaylara olumlu etki yaptığını ortaya koymuştur.
Otizm Spekturum bozukluğuna sahip çocukların iletişim becerileri ve çevresel davranışlarını geliştirmelerinde yardımcı olduğu ve çoğu çocuğun müzikal-işitsel uyarılara, diğer uyarılardan daha fazla ve uygun tepkiler verdiği ortaya çıkmıştır.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite problemi yaşayan çocukların, müziğin uyarıcı etkisi sayesinde mental yönden sorunlarını çözmede en etkili terapi yöntemlerinden biri olduğu düşünülmektedir.
Müzikle terapinin sosyal etkileşimi arttıran etkisi ile birlikte zeka geriliği problemi yaşayan çocuklara da büyük ölçüde yardımcı olduğu bilinmektedir. Müzikle terapi uygulamaları zekanın kalitesini arttırabilmektedir. Bu yolla zeka geriliği olan bireylerde organik durumun elverdiği en üst performansı yakalamak mümkün olabilmektedir.
Terapide kullanılan kişiye özel dizayn edilmiş müziğin depresyonu olan bireylerde olumlu duyguları arttırırken, olumsuz duyguları azalttığı öne sürülmüştür.
Otuz kırk dakikalık müzik terapi seanslarına giren bireylerin melatonin hormonunda artış tespit edilmiş ve böylelikle bireylerde gevşeme, rahatlama ve mutluluk seviyelerinde yükseliş gözlemlenmiştir.
Diğer yandan müzikle terapi; nöroloji, kardiyoloji, onkoloji, psikiyatri gibi klinik alanlarda ve özel gereksinime ihtiyacı olan bireylerin tedavisinde tamamlayıcı bir yöntem olarak da kullanılmakla birlikte alkol ve madde bağımlılığı tedavisinde de önemli bir yere sahiptir.
Bireysel olarak bakacak olursak; beden ve zihin arasındaki mükemmel uyuma giden yol seslerden geçer. Bu bazen dışarıdaki gürültünün, evin içinde çalan saatin tıkırtısı, kendimizi dinlediğimiz her dakika içimizdeki fikirlerin, fırtınaların bazen de ‘kalbimizin’ sesidir. İşte bu sesi anlamlandırmaya başladığımız zaman, başka bir deyimle müzik ve ruhumuz kavuşma aşamasındayken, iletişim kanallarımız açılır ve vücudumuzdaki diğer tüm sistemler mucizevi bir uyum içinde devam eder.
Eğer müzik ve sese duyarlılığımız varsa, hayatımızın bazı noktalarında uyum problemi yaşıyorsak, bazen duygu ve düşüncelerimizi ifade edebilmek bizim için zorlaşıyorsa, günlük stres riski yüksek bir hayatımız varsa ( trafik , iş stresi, zor dönemler…) ve hatta başka kişiler ile bir araya gelme konusunda problemli olduğumuzu hissediyorsak;
Müzik terapisinin şifalı tınılarına ihtiyacımız olabilir.
Kadriye Yağmurcu