Ölüm bir varmış, bir yokmuş \ Hediye Zârin Karaarslan
- ÖLÜM BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ
Şero, benim çocukluk dostum…
Yaşam serüveninde var olmaya çalışırken onlarca sürprizlerle karşılaşıp duruyoruz. Şero da benim çocukluğumun en güzel renklerinden biriydi. Sahi tam adı neydi? Kaç yaşındaydı? Neleri sever, neleri sevmezdi bilmiyordum. Sadece o benim kocaman gülme sebebimdi. Şero- Şero Amca- Bitlis’in en güzel köylerinden birinde yaşayıp hasatları kaldırınca İstanbul’ a inşaat işlerine gelirdi. Akrabaları dolaşır evi müsait olanlarda birkaç gün kalırdı. İstanbul’a geldiğini öğrenince sevinir bize gelmesini isterdim. Çünkü bilirdim ki bana duyamayıp, konuşamamasına rağmen ellerinde, yüzünde farklı şekiller oluşturarak hikayeler anlatır beni kocaman güldürürdü. Her zaman Şero’nun duyduğunu ve bilerek konuşmadığını düşünürdüm. Ondaki bu farklılığı çok severdim. Büyüdükçe Şero’nun işitme ve konuşma engelli olduğunu anladım. Öğrendiğim bu bilgiyi hayatımda gerçek olarak hiç kabul etmedim. Çünkü benim çocukluk dostum beni duyuyor ve bilerek konuşmuyordu. Ben onu zihnimin derinliklerine öyle resmetmiştim. Zayıf, orta boylu, saçları gür bir adamdı. Öyle dikkat edilecek bir özelliği yoktu. Ama O dünyanın en yakışıklı adamı olduğuna ve bütün sarışın kadınların ona hayran olduğuna inanırdı. Evimizi her şenlendirişinde muhakkak bir sarışın sevgili hikayesi olur heyecanla anlatırdı. Çoğu kez inanırdım, gerçekten sevgilileri var sanırdım. Yıllar sonra öğrendim ki benim Şero’m evli ve çocukları olan, geçim derdine kapılmış, derin acıları sırtına almış, mutluluk maskesiyle dolaşan bir adammış. Zaman nasıl ilerledi, hangi ara bu kadar yıl geçti henüz anlamamışken geçenlerde Şero bize geldi. Bir insan hiç değişmez mi? Şero çocukluğumda ki gibi aynıydı. Zamana yenik düşmeyi kabul etmediği için saçlarını siyaha boyamış, yirmili yaşlarda gençlerin giydiği çılgın desenleri olan bir t-şört giymiş, boynuna metal zincirlerden kolye takmıştı. Selamlaştıktan sonra bana o komik hikayelerini anlatmaya başladı. Ama ben eskisi gibi anlattıklarına gülmüyor, inanmıyordum. Belki gerçekleri bildiğimden, belki büyümüş ve hayata çok ciddi bakıyor oluşumdan belki de artık gülmek için farklı şeylere ihtiyacım olduğundandı. Bilemiyorum ama diyaloğumuz eskisi gibi değildi. Kısa bir sohbetin ardından günlük işlerime geri döndüm. Şero’yu da, çocukluk anılarımıda unutup gittim. Derken aşk, sevgi gibi konularla bize şakalar yapan Şero bu sefer bize kalbiyle şakalar yapıp durdu. Bazen şakalarına son verdi, bazen devam etti. Bize de ölüm bir varmış, bir yokmuş dedirtti. Sahi Şero, çocukluk dostum sen kaç yaşındaydın?
…