Şem İle Pervane

Bizi sanma beyim bigâneyiz biz hakîkat şem’ine pervaneyiz biz
bizim zencirimiz aşk-ı huda’dır baş açık devreder dîvâneyiz biz
yeter abdâl-ı aşk olduk cihanda ola kim zâti’yâ uslanmayız biz

Şem İle Pervane

“Kimi sevdasından yanar, kiminin sevdaya yanacak kadar ateşi yoktur ki nur’a ancak yananlar ulaşır.”
Aşk ateşine koşan pervaneler o ateşin ışığıyla tutuşur yanar kül olur. Sonunda can ile canan bir olur.Pervane olup da ateşe koşmamak kimin elinde?Âşık olup da bu sırrı saklamak kimin elinde?Anlatalım sırrımızı rahatlayalım.
Kimi huzursuz ruhlardandı Pervane, ne aradığını ne istediğini bilmeyen. Yerini yadırgayan, bekleyen, ama ne beklediğini bilmeyen.Dünyanın hayhuyundan usanmış, derviş mertebesine ulaşmış “kırık kalbine sığınmış” bir pervane.
Gecenin içinde ateşine koşmayı bekleyen Pervane.Aşkın kendine çektireceklerine hazır bekliyordu.
Bu kez aşkın adı Şem. Zambaklar kadar zarif ve güzel Şem otağından çıktığında, yıldızların ışığı zayıf kalırdı. Bu nazlı güzel kimseyle hoşbeş etmez, kendi kendiyle baş başa yaşardı. Şem’e hayran, etrafında dolananlar olurdu. Bunlardan en yakını, gönül oyunlarından, sevda tuzaklarından uzak soğuk halleriyle Kafur’du. Şem’in yanında ona kul köleydi. Bir başkası Nesim. O ruhuna söz geçiremez, Şem’e sevdasına karşılık bulamasa da döner dolanır yine Şem’in yanında alırdı soluğu. Ondan haber almak yeter oldu Nesim’e. Ve ömrünü Şem’e adamış Anber… Şem’in dünyayla kurabildiği tek köprü.
Kalabalıklar yalnızlığa çare değildir ya, yalnızdı bu kalabalığın içinde Şem. Ne bekler, ne ister… Bir derdi var bilemez, içine döner bulamaz. Güzelliğinin arkasındaki aynaya bakamaz. Öyle daralır ki yüreği, gün geceye döndüğünde beklediği müjdenin ne olduğunu bilmeden içindeki hüzünle ağlar.
Bir bahar akşamı, onu bekleyenden habersiz Pervane kendi kendinden yorgun, yalvarır dururdu. Elleri göklere açık, oradan medet umarcasına yakarırdı:“Bir yer yok mu şu arzda, zavallı kalbimi sığdıracak?Bir sayfa yok mu yazgı kitabında, bahtımın mührünü çözecek, içimdeki sesleri susturacak, ruhumdaki sancıyı dindirecek?”Göklerdeki yıldızlara baktı, orada olmayı öylesine diledi ki ruhu göğe yükseldi ancak birinci katına kadar çıkabildi. Baygın bedeni yere indiğinde başladığı noktada olduğunu gördü.Neye yazgılı olduğunu bilmeden o yazgının izlerini aradı.“Aramak onun varoluşundaki gaye”ydi.Bunu bildi.O bahar akşamı uzaktan beliren bir ışıkta gördü geleceğini. “Bu ne güzellik böyle” diyebildi. O ışığın kaynağına ulaştı. Şem’in ipek otağının ışığı içine akıyordu Pervane’nin, o ışıkla dolacağını biliyordu. Artık maksadı o ışığa ulaşmaktı. Aşk öyle sarmaladı ki Pervane’yi o ışığın çevresinde dönmekten başka seçeneği yoktu. Aşk gelmişti kapıya ve ne isterse yaptıracaktı Pervane’ye…Otağın çevresinden ayrılamadı, gözleri o ışığa dikili yakarıp uzun uzun bekledi. O ışık nur yüzünü göstersin diye kendisine. Ne için yanmakta olduğunu bilsin Pervane. Sanki beyaz bir zambak olan Şem araladı otağın perdesini, Pervane o ışığı görür görmez bayıldı. Ayıldığındaysa ışık çoktan otağa çekilmişti. Belki o beyaz zambağı tekrar görürüm umuduyla bekledi durdu Pervane.Kalpten kalbe giden gizli yol bulunmuştu.
Otağın kapısında Anber’i gördü Pervane, derdini ona döktü anlatır diye sevgiliye.“Ey esrarın miski, yar tütsüsü.Sen cihanın en bahtımsın, eksik olma başımdan.Halimi görüyorsun; ne ölüyüm, ne diri.Kırık kalbime merhamet eyle; o nur’un makamına var da söyle. Halim nicedir bilsin, bana bir aşinalık an’ı olsun bağışlasın.”Anber Pervane’nin sözlerinin yüreğinden geldiğine ikna oldu. Fakat hüküm Şem’e aitti. Anber bütün içtenliğiyle Pervane’nin durumunu anlatsa da, Kaf dağındaki Şem hiddetlendi duruma.O kim oluyordu ki Şem’in yüzünü görmek isteyecek!O kim oluyordu ki, özgürlüğünü güzelliğine bağışlayacak kölelerin yanında.O “perişan zerre” kim oluyordu!Kimdi o Şem’in nuruyla hayat bulan güneşten, aydan, yıldızlardan haberi olmayan!Kimdi o Şem’in yüzüne bakmaya cesaret eden!Cılız kanatlarıyla Kaf Dağı’na varmak isteyen kim!Her kimse bilmiyor ki “bir hayran için vuslatım hayalden ibarettir”! Git ona söyle “ne âşıklık ne de sevgili hayallerine dalmasın boşuna, zira ne hakikat hayale yüz verir, ne de hayal hakikate galebe çalabilir”. Git ona söyle “aşk ile usanmış canına başka kapıda hayat arasın”.Anber, Şem’in aşk karşısındaki tavrına aşina ayrıldı huzurundan. Ne ki söylemeye dili varmadı, git diyemedi Pervane’ye. Yalnız teselli olsun istedi sözleri. “Sevgili” dedi “kaçar, ama izlerini bırakır ardında. Sevgili de en az âşığı kadar mecburdur aşka. Ve er ya da geç çıkacaktır aşığının huzuruna”.“Git” diyorsa sevgili.Bu “kal” demektir.Şem’in gidecek gücü mü var? Diğer âşıklar gibi kendine “âşıklık halini serüven eyle”medi.Ateşe koşmaktan başka ne gelir elinden Pervane’nin.Ateşe koştu, her şekilde yanacağını anladı. Otağın çevresinde dolandı durdu. Zayıf, bitkin, savruk, cansız bir cisim gibi… Anber acıdı haline. Ümitlerle doldurarak yüreğini Pervane’nin, Şem’in yüreğini yumuşatmaya koştu. Şem ilgisiz görünse de bu akılsız pervaneye, sabahları önce aynada kendi güzelliğine, sonra da Pervane’ye bakar oldu gizlice.“Aşk ile candan geçmiş bir kalbin fethedemeyeceği kuvvet sur’u, çözemeyeceği hüküm mührü yoktu.”Şem dayanamayıp sordu Anber’e. Kovmuş muydu o şaşkın Pervane’yi? Anber halini anlattıysa da Pervane’nin, Şem’in yüreği yumuşamaz göründü. Bu ne katı bir kalpti, bu ne mağrur bir edaydı; tenezzül edip görünmedi Pervane’ye. “Mademki gitmiyor, yanmak, harap olmak kaderine boyun eğsin.”Heyhat!Bu ne zalim bir yürek!Ama aşkın gücü büyük. Uykusuz geceleri başladı Şem’in. Pervane aklından çıkmaz oldu. Huzursuz geceler boyunca anladı ilk kez, o kadar isimsiz âşığa rağmen o hiç sevilmemişti.“Makamı mutluluk, zamanı sonsuzluk olan bu yeni hayatı Pervane sayesinde fark etmişti.” Anber’in anlattığı bir hikayeye gülerken araladı bir gün otağının perdesini ve göz göze geldi o zavallı âşıkla. Âşık bayılıverdi geçti kendinden, Şem izlemeye doyamadı o zavallı Pervane’yi.Şem’in kalbinin mührü çözülmüştü.Pervane kaderine razıydı.Kaderse ağlarını örüyordu.Şem “Bakın şu şaşkına” diye diye, kendisine gösterilen bu bağlılıktan, aşktan, yanıştan içten içe haz ala ala gözledi Pervane’yi. Emin olmak istedi Pervane’nin gerçek niyetinden. Ama Pervane kalpten kalbe giden gizli yolu bulmuş, Şem’in yüreğine sızmıştı bile.Âşık insan susabilir mi?Âşık insan aşkını bağırmasa rahata erebilir mi?Aşk sır olarak kalabilir mi?Kalırsa onun adı aşk olur mu?Âşığına müptela Şem sırrı daha fazla tutamadı ve Anber’den huzuruna getirmesini istedi Pervane.Bu müjdeye dayanacak gücü mü kalmıştı zavallı Pervane’nin oracıkta düşüverdi. Anber baktı ki bu zavallı âşık müjdeyi aldığında kendinden geçiyor, huzura çıktığında yanacak. “Gel çıkma huzura yanacaksın” dediyse de Pervane canını çoktan Şem’e armağan etmişti. Her şekilde yanacaktı biliyordu.İllaki Aşk!İllaki Ateş!İllaki Şem!Perde kalktı ve Şem’in parlak sureti göründü. Pervane kül olup yandı bin ahla kendini yerlere attı. Dayanacak gücü yoktu. Anber alıp çıkardı huzurdan bu gerçek âşığı, Şem’i yalnız bıraktı. Âşığına âşık Şem kendini perdelerin ardına gizledi. Pervane kendini Şem’den ayıran perdeye dert yandı: “Kalbin ah’ından kork ey zalim perde! Bil ki kalbin ah’ı engelsiz oklar gibidir, hedefini yaman kavrar ve kavradığı ölür, illaki ölür.”Pervane’nin perdeyle konuşması soğuk tabiatlı Kafur’un kulağına kadar geldi. O ki ne aşktan ne de Şem’in âşıklarından hazzederdi. Pervane’nin Şem’e olan aşkından hoşnut olmayan Kafur soğuk nefesiyle kovdu onu huzurdan. Şem olanlardan habersiz perdelerin ardına gizlenmiş, Pervane Mecnun’a dönmüş dolanır durur otağın bahçesinde sesini duyurmak ister Şem’e:“Beklemeye katlanırdım. Her cefası sefam olurdu; yeter ki bu uzaklık olmayaydı.Şem’den uzakta, her an bir ok gibi sineme iniyor.Bu oklar belki ölmek zamanının saatleridir. (…)Önümdeki setleri kaldır artık ne olur, yık artık perdelerle kurduğun kaleyi.”Pervane’nin bu içten feryatları Şem’in içini eritiyor. Kendi ateşiyle içten içe yanıyordu. Anber’e “git bak bakalım” dedi “ah’larla mı saf tutmuş, yoksa sabırla mı bekliyor?” Bir müjdeyle koştu Anber. Şem perdesini kaldırmış âşığının halini soruyordu. Bin güçlükle götürdü Şem’in huzuruna. Perde aralandı ve âşıklar buluştu.Bildiler ki âşıklık öğrenilmez.Bildiler ki âşıklık kalptedir.Bildiler ki meyvesi sevgiliye adanmış candır.Bildiler ki Şem’in canı saf bir aynaydı.Bildiler ki aşkında sadık olana sevgili yabancı kalmaz.Sabah kendini gösterinceye kadar hemhal oldular. Şem Pervane’yi dinlensin diye gönderdi huzurundan.Birbirlerine muhabbetle bağlandılar, tek bir ruhta buluştular.Fakat Kafur’un kem gözleri nazara getirdi âşıkları. Nice âşıklar Şem’e yar olmamışken “şu aciz sinek” Şem’in sevdasından kam almasını kabullenemedi. Ve gecikmedi bunun hesabını Anber’e yüklemekte. Hasedinden Nesim’i aramaya koyuldu. Nesim Şem’den murat alamayınca ona kimseyi yaklaştırmamaya ant içmiş bir âşıktı. Nesim’in Pervane’yle olan muhabbetini duyacağı haberini alan Şem, yüreğindeki korkuyla çağırdı huzuruna Pervane’yi. Hiddetinden korkuyordu Nesim’in, onlara yapacaklarından.Kafur’un sözleri çileden çıkardı Nesim’i. Bütün hiddetiyle esip gürledi, ama bulamadı Şem ile Pervane’yi. Bu ayrılıkla günlerce inleyip durdu âşıklar. Artık dayanılmaz hal alınca ayrılık acısı, ikisi de yanmaya koştular. Şem bir gül ağacının dibinde kendi ateşiyle içten içe tutuşurken, Pervane’yi diledi bahtından. Öyle içten dilemişti ki ondan çıkan bir kıvılcım Pervane’nin kanadına düştü ve o ateşi tanıdı, o ateşe koştu Pervane. Doya doya, döne döne yandılar.
Kalpten kalbe giden gizli yol bulundu.İki can tek nefeste bir ruh oldu.Şem ile pervane o anın sonsuzluğunda yok oldu.Önce Pervane canını bıraktı. Şem dayanamadı buna bir ateş denizi oldu toprağa aktı.Aşk ve ateşe yazgılı Pervane’ler sevgilinin ateşinde yokolurken, ilahi bir aşk ile yanıp tutuşup nur’a ulaşırlar.İllaki Aşk! İllaki Ateş! İllaki Şem!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.