Nehir – 45 Saniye / Öykü Yufka
17 Ağustos 1999
O gece kahkahalarla inleyen evlerinde derin bir sessizlik ve kasvet vardı. Ne annesi ne babası ne de kardeşleri içten gülmüyordu. Annesi kızlarına veda eder gibi “İyi geceler.” demişti. Sanki bir şey olacağını hissetmiş, evlatlarını son kez gördüğünü biliyormuş gibi… Zorla olsa da gülümseyerek ayrıldı odadan. Nehir annesinin iyi olmadığını hissetmişti fakat önemli bir şey değildir diye aldırış etmedi. Kitabından birkaç sayfa okudu ve sonrasında uykuya daldı.
Gece üç civarı büyük bir sarsıntıyla uyandı Nehir. Duvarlardan gelen çatırtılar, dışarıdan gelen çığlıklar, kardeşinin ağlaması ve anlam veremediği birçok ses birbirine karışıyordu. Oda karanlıktı. Kardeşlerini almak için yatağından fırladı ama sarsıntının şiddetiyle yere düşmüş, ayağa kalkmaya çalışırken savrulup duvarlara çarpmıştı. Tam odanın kapısı açılmış, annesi ona seslenmişti ki evin tavanı büyük bir gürültüyle çöktü. Gözlerini açtığında hava hala karanlıktı. Birbiriyle çakışan iki kolonun arasında hayatta kalmıştı. Panikle enkazdan çıktı. Çevresindeki evlerin neredeyse tamamı yıkılmıştı. İnsanlar can havliyle sağa sola koşturuyor, yıkılan evlerine çaresizlikle bakıyorlardı. Gözleri ailesini aradı ama göremeyince hala enkaz altında olduklarını anladı. Yardım istemek için bağırdı, kimse onu duyacak durumda değildi. Ağlayarak enkazın başına döndü. Betonların arasından annesi ve babasının “Sesimi duyan var mı?” diye yardım istediklerini duydu. Hala nefes alıyorlardı, oradan çıkmaları için bir umut vardı. Tam onları oradan nasıl kurtaracağını düşünüyordu ki enkaz birden bire alev aldı. Nehir´in son duyduğu ses acıyla atılan çığlıklardı. “Kurtarın bizi!” diyorlardı ama Nehir´in elinden hiçbir şey gelmiyordu. Hayatında yaşadığı en büyük çaresizlik buydu belkide. Alevler içindeki enkazın önünde diz çöktü. Çığlıklar kesilmişti. Şimdi ise Nehir çığlıklar atıyordu diğer bütün sesleri bastırırcasına. Kırk beş saniye yalnızca kırk beş saniye süren bir deprem Nehir´in bütün hayatını alıp götürmüştü.
19 Yıl Sonra
Hayata şanssız başlamıştı Nehir. Doğar doğmaz annesi ondan vazgeçip yetimhaneye bırakmıştı. Onu evlat edinen ailesini bir faciada kaybetmişti. Henüz on üç yaşında tekrar kimsesiz kalmıştı. Hayata şanssız başlaması bütün hayatının öyle geçeceği anlamına gelmezdi. Her zaman böyle düşündü Nehir. Başını eğmeyip devam etti yoluna. Zordu hayatı ama olumsuzluklarını sırtına alır sıkı sıkı sarılırdı onlara, belli etmezdi, gülümserdi hep. Ne zaman canı yansa saatlerce keman çalardı. Bu şekilde bastırıyordu içindeki çığlıkları. On dokuz yıl geçmişti belki ama hala kalbinin derinliklerinde hissediyordu. Ama tüm bu karamsarlığın içinde tutunduğu biri, bir aşkı vardı. Çınar… Bir psikiyatri kliniğinde tanışmıştı onunla, yaşamak için bir sebep arıyordu orada ve bulmuştu.